Tüm Sözlükler
reklam sol

130 record(s) found.

  • açıkclair

    Turkish - French Dictionary
  • açıkouvert

    Turkish - French Dictionary
  • açık offen, auf; klar, anschaulich, einleuchten, prTMzis, deutlich; öffentlich; weit; demonstariv; nackt, unverhüllt; unbesetzt; hell; heiter; s Defizit.

    Turkish - German Dictionary
  • açıkclaro

    Turkish - Spanish dictionary
  • açıkabierto

    Turkish - Spanish dictionary
  • açıkvekirî, eşkere.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • AÇIK"Bütçe açığı", "para ile ifade edilen açık" ve "borç ile alacak arasında fark" olarak üç ayrı anlamı kapsar.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK(CLEAR) [s] Gözlemcinin bulunduğu yerden yukarıya bakıldığında, gökyüzünde hiçbir bulut olmaması, görüşü engelleyecek herhangi bir şeyin olmaması durumu. Bulutsuz gökyüzü. Gün boyunca veya rasat saatinde 1/8'den daha düşük kapalılık olması durumunda da meteorolojide bu kavram kullanılmaktadır.

    Meteorological Glossary
  • AÇIKAçık kapı baht açıklığına, iş arayanın bunu bulmasına, maksadın gerçekleşmesine, Açık pencere gönül huzuruna yahut küçük bir rahatsızlık geçirmeye delalet eder.

    Dream Dictionary of Phrase
  • acık1. bitterness. 2. mourning.

    Turkish - English dictionary
  • açık1. open. 2. unobstructed, free. 3. uncovered; naked, bare, exposed. 4. empty, clear, unoccupied. 5. spaced far apart, separated. 6. open for business, open. 7. clear, easy to understand; not in cipher. 8. not secret, in the open. 9. light (shade of color). 10. fortunate, promising. 11. obscene; suggestive. 12. open, defenseless, unprotected (city). 13. not roofed; not enclosed. 14. clear, cloudless, fine. 15. the open. 16. vacancy, job opening. 17. deficit, shortage. 18. excess of expense over income. 19. distance, space between. 20. outskirts; nearby place. 21. soccer wing, winger, player in a wing position. 22. open sea. 23. frank, open. 24. frankly, openly. ında/larında naut. off ..., offshore. ta 1. outdoors, in the open air. 2. obvious, apparent. 3. naut. in the offing, offshore. 4. unemployed. açık openly, frankly. tan açığa openly. adım big step, wide step. ağızlı stupid, dim-witted. alınla with a clear conscience. a almak /ı/ to lay off (a government employee) temporarily. arazi mil. exposed terrain, unprotected terrain, open country. artırma sale by public auction. ateş mil. direct fire. ta bırakmak /ı/ 1. to leave (something) outdoors. 2. to leave out, exclude (a person from a privilege). 3. to leave (someone) without a home or a job. bono vermek /a/ 1. com. to give (someone) a blank check. 2. to give (someone) carte blanche, give (someone) freedom of action or complete control. ını bulmak to find something amiss. celse law public hearing. ciro blank endorsement, general endorsement. çek signed blank check. a çıkarılmak to be dismissed from work, be fired. a çıkarmak /ı/ 1. to fire (a government employee). 2. to bring (a matter) out into the open. a çıkmak 1. to be fired. 2. to become known, come out. ı çıkmak 1. (for one´s accounts) to show a shortage. 2. (for the inventory of property for which one is responsible) to show a shortage. deniz 1. law high seas. 2. the open sea. devre elec. open circuit, interrupted circuit. durmak to stand aside, not to interfere. duruşma law public hearing. ta eğlenmek to wait offshore without anchoring. eksiltme public bidding for a contract. elbise (a) revealing dress; (a) décolleté dress. elli open-handed, generous. ellilik open-handedness, generosity. fikirli broad -minded, enlightened, liberal-minded. gel! slang 1. Stay clear! 2. Come on, out with it! gelmek slang to stay away, not to come near. giyinmek to wear revealing clothes; to wear décolleté dresses. hava 1. open air, outdoor; fresh air. 2. clear weather. hava sineması open-air movie theater, open-air cinema. hava tiyatrosu open-air theater. hava toplantısı public protest meeting. hece gram. open syllable. imza signature on blank paper. ta kalmak/olmak to have lost one´s home or job, Brit. be up a gum tree. kalp ameliyatı open-heart surgery. kalpli open-hearted, candid. ı kapatmak to meet the deficit. kapı open door. kapı bırakmak /a/ to leave (someone) with some room for choice, leave (someone) with some leeway, not to tie (someone´s) hands. kapı politikası open-door policy. kart vermek /a/ to give (someone) carte blanche. konuşmak to be frank, talk frankly. kredi open credit, blank credit. liman 1. port unprotected from storms. 2. port without excessive formalities. 3. mil. unprotected port. lar livası colloq. the unemployed. maaşı half pay (while an employee is temporarily suspended). mektup 1. open letter. 2. unsealed letter. mevzi mil. exposed position. olmak /a/ 1. to be accessible (to). 2. to be receptive (to). ordugâh bivouac, temporary encampment. oturum panel discussion. oy open vote. oylama open voting. öğretim education modeled after that of an open university. ını örtmek to cover up one´s fraud. pazar open market. poliçe certificate of indebtedness issued before all the details are settled. saçık 1. off-color, risqué; bawdy. 2. indecent, immodest (clothing). 3. bawdily, lewdly. 4. (dressing) indecently, immodestly. saçık yayın pornography. seçik 1. definitely, clearly. 2. definite, clear. söylemek to speak openly. şehir mil. open city. taşıt open vehicle. teşekkür public acknowledgment of thanks. üniversite open university. vagon rail. flatcar. vermek 1. to have a deficit or shortage. 2. to lay oneself open to criticism. a vermek /ı/ to bring (a matter) out into the open, reveal, disclose. a vurmak 1. /ı/ to bring (a matter) out into the open, reveal, disclose. 2. (for a situation) to become apparent, become evident, become clear. ını yakalamak /ın/ to uncover (someone´s) fraud. yara open sore, open wound. yer vacancy. yürekle candidly, frankly. yürekli candid, frank. yüreklilik candor, frankness.

    Turkish - English dictionary
  • AÇIK ALAN[ Open space ] Ya imar görmemiş ya da konutlardan ve diğer yapılardan nispeten arınmış toprak parçası; insanın faaliyet gösterdiği çevrenin karşıtı olan arazi de bu kavrama dahildir.

    Environmental Glossary
  • açık alın ehrenhaft.

    Turkish - German Dictionary
  • açık artırmavente aux enchères

    Turkish - French Dictionary
  • açık artırma e Versteigerung.

    Turkish - German Dictionary
  • açık artırmasubasta

    Turkish - Spanish dictionary
  • açık artırmamezad.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • AÇIK ARTIRMAAlıcılar arasında rekabeti artırmayı amaçlayan bir satış yöntemidir. Tek satıcıyı bazen birkaç bazen de birçok alıcı ile karşı karşıya getiren açık artırmadan elde edilecek fiyat genellikle konjoktüre satış organizasyonuna ve alacıların durumuna göre önemli ölçüde değişebilir. Yüksek konjontür ve refah dönemlerinde alıcılar genellikle istekli davranırlar ve iyi bir fiyat elde edilmesi kolay olur. Durgunluk zamanlarında ise satılacak mala alıcıların ilgisini çekebilmek daha zordur. Ayrıca bk. Artırma Açık Eksiltme)

    Dictionary of Economics
  • AÇIK ARTIRMAAlıcılar arasında rekabet yaratmak suretiyle, satın alınacak nesneye en yüksek fiyatı verecek alıcıyı bulmak için uygulanan bir satış yöntemidir. Açık artırma ile elde edilecek hasılat, yaşanan ekonomik koşullar ile doğru orantılı olup, ekonomik genişleme dönemlerinde yüksek fiyatlara alıcılar bulunurken, ekonomik daralma dönemlerinde bunun tersi olmaktadır.

    Dictionary of Economics
  • Açık biletÖzellikle hava ulaşımında başvurulan dönüş tarihi belli edilmeksizin bir süre için geçerlilik taşıyan gidiş-dönüş bileti.

    Tourism Glossary
  • Açık BiletÖzellikle hava ulaşımında başvurulan, dönüş tarihi belli edilmeksizin, belli bir süre için geçerlilik taşıyan gidiş-dönüş bileti.

    Tourism Glossary
  • AÇIK BOŞALTIM[ Outfall ] İşlem görmüş ya da görmemiş atık suyu ya da diğer sıvı atıkları doğrudan doğruya alıcı ortama ileten taşıyıcı ya da boru hattı.

    Environmental Glossary
  • AÇIK BÜTÇE POLİTİKASI(Bk. Açık Finansman, Denk Bütçe Çarpan Teoremi, Bütçe Açığı)

    Dictionary of Economics
  • AÇIK ÇEKAçık çekin özelliği üzerine miktar yazılmaksızın keşide edilmiş olmasıdır. Bu durumda ödenecek miktar çeki tahsil edecek kimsenin takdirine bırakılmış olur. Ancak çizgili olmadığını belirtmek üzere Fransızcadaki Cheque ouvert anlamında adi çekler hakkında da bu terimin kullanıldığına rastlanmaktadır.(Ayrıca bk. Açığa İmza, Adi Çek, Çizgili Çek)

    Dictionary of Economics
  • AÇIK CİROTahsil edilecek kişi adı yazılmaksızın yalnızca sırtı imzalanarak çeklerin ve diğer ticari senetlerin devredilmesidir. Açık ciro edilmiş çekler ve diğer ticari senetler hamiline ödenir.(Ayrıca bk. Çek, Ciro)

    Dictionary of Economics
  • açık deniz offene See, offenes Meer.

    Turkish - German Dictionary
  • Açık dolaşım sistemi Hemen hemen tüm eklem bacaklılarda ve yumuşakçalarda bulunan, arter ve kan boşluğundan oluşmuş dolaşım sistemi.

    Biology Glossary
  • Açık dolaşım sistemi Hemen hemen tüm eklem bacaklılarda ve yumuşakçalarda bulunan, arter ve kan boşluğundan oluşmuş dolaşım sistemi.

    Biology Glossary
  • AÇIK EKONOMİİthalat ve ihracat üzerinde hiçbir sınırlanmanın bulunmadığı veya faktör hareketlerinin karşılıklı olarak serbest olduğu ekonomidir.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK EKSİLTMEAçık eksiltmede tek alıcı genellikle birden fazla satıcı ile karşılaşır. Açık eksiltme ile yapılan alımların özlliği satıcıları karşı karşıya gitererek rekabetin arttırılmasıdır. Açık eksiltmede tek alıcı karşısında çok sayıda satıcı varsa bu durum monopson olarak adlandırılır. Satıcılar da aralarında anlaşmış durumda iseler, bu durum iki yanlı monopol olarak adlandırılır.(Ayrıca bk. Açık Arttırma Monopson İki Yanlı Monopson)

    Dictionary of Economics
  • AÇIK EKSİLTMESatıcılar arasında rekabet yaratmak suretiyle, satın alınacak nesneye en düşük fiyatı verecek fiyatı verecek satıcıyı bulmak için uygulanan bir yöntemdir.

    Dictionary of Economics
  • açık elli groTMzügig.

    Turkish - German Dictionary
  • açık esmergenimî.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açık fikirli vorurteilslos.

    Turkish - German Dictionary
  • AÇIK FİNANSMANDevletin bilinçli olarak gelir düzeyinden daha fazla harcama yapmasıdır. Açık finansman borçlanma yoluyla karşılanır. Açık finansmana genellikle işsizliğin uzatılması ve piyasayı canlandırmak amacı ile başvurulur. Açık finansman yöntemi İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda sık sık uygulanmıştır. Türkiyede İkinci Dünya Savaşında milli savunma harcamalarını karşılamak üzere açık finansman tekniği kullanılmıştır. Açık finansman ilk defa S.M., Keynes tarafından ileri sürülmüştür.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK FİNANSMANAçık finansman, devletin kasıtlı olarak harcamaları gelirlerden daha yüksek bir düzeyde tutma durumudur. Bütçe açığının yapılan borçlanmalarla kapatılması biçiminde ortaya çıkan bu yöntem, istihdamı artırmak ve ekonomik hayatı canlandırmak için uygulanır.

    Dictionary of Economics
  • açık gönüllüdilvekirî.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açık gözçav vekirî.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açık hava frische Luft.

    Turkish - German Dictionary
  • açık havasayî.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • AÇIK HAVA TÜRBÜLANSI((CAT) CLEAR AIR TURBULENCE) [i]Görülebilen alanda bulut veya bulut benzeri herhangi bir şeyin olmadığı durumda oluşan türbülansa verilen isim. Çoğunlukla jet-stream alanlarında yani üst troposfer ile aşağı stratosferde görülür. Dağ yakınları ve kapalı alçak merkezlerde rüzgar şiri olması durumlarında da açık hava türbülansı görmek mümkündür.

    Meteorological Glossary
  • AÇIK HAVA YAĞMURU(ÇOK HAFİF YAĞMUR)(SEREIN) [i]Açık bir gökyüzünden veya bulut varsa da görülebilecek kadar ince bulutlu bir gökyüzünden yere düşen yağmur. Kuvvetli dikine aşağı hareketlerin bulunduğu bir havada daha önce üzerimizden geçen bir yağmur bulutu tarafından bırakılan yağış açık bir havada yere kadar -eğer buharlaşmazsa- ulaşır.

    Meteorological Glossary
  • AÇIK İŞSİZLİKKişilerin çalışma arzusu ve iktidarında olduğu halde, kendi idareleri dışında itsiz kalma durumudur.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK İYİ HAVA(FAIR WEATHER) [s]İyi havayı belirtmede kullanılan bir terim. Havanın tamamen açık veya çok az bulutlu olduğu durumda, gündüzün güneşin, geceleyin de ayın görülebilir olması durumunda kullanılan bir terim. Güneşli, açık, bulutsuz gibi kavramların yerine kullanılabilecek bir terim.

    Meteorological Glossary
  • AÇIK KABULDüzenleyenin imzasının bulunmadığı bir poliçenin, muhatap tarafından kabul edilmesidir. Muhatabın poliçeyi satın alıp imzalaması ile poliçe geçerlilik kazanır.

    Dictionary of Economics
  • açık kalpli offenherzig.

    Turkish - German Dictionary
  • AÇIK KALPLİ dey. Hiç bir şey saklamadan içinden geleni söyleyen, özü sözü bir olan: Açık kalpli dost.

    Turkish - Turkish dictionary
  • AÇIK KREDİBankaların güvendikleri ve alıştıkları müşterilere rehin ipotek ya da kefil imzası gibi ek garanti aranmaksızın yapılan ödünç vermedir. Borçlunun mali olanakları iş yeteneği ve ahlaki durumu açık kredi tahsislerini etkiler. Açık kredi, borçlu cari hesaptan para çekerek kullanılır.Tüketim amacı ile borçlananlar, kredi kartı kullananlar ve kasa kolaylığı sağlayacak fonlara ihtiyaç duyarlar, bu sistemden yararlanmaktadırlar. (Ayrıca bk. Banka İşmeleri, Banka Avansı)

    Dictionary of Economics
  • AÇIK KREDİMüşteriye duyulan güven nedeniyle, sadece bir imza karşılığı açılan kredidir. Açık kredi uygulamasında, kefalet veya teminat istenemez. Açık krediden yararlanan kişi alacaklıya karşı, yasalara göre tüm mal varlığı ile sorumludur.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK MADEN OCAĞI İŞLETMECİLİĞİ[ Open-cast mining= Strip mining ] Kömürün ya da diğer madenlerin sığ derinliklerden toprağın ve kayanın üst katmanı kaldırılarak çıkarılması. Yüzey madenciliği olarak da adlandırılır.

    Environmental Glossary
  • açık oturum e Podiumsdiskussion hellblau.

    Turkish - German Dictionary
  • AÇIK PAZARTekelleşmenin ve alım satım işlemlerinde piyasa dışı müdahalelerin olmadığı piyasalardır.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK PİYASA İŞLEMLERİMerkez bankaları hazine bonosu ya da diviz alım satımı yaparak piyasa işlemlerini yürütebilirler. Merkez Bankası, yatırımların yeterli bir düzeye ulaşmadığı, piyasada para darlığının olduğu ve işsizliğin yüksek düzeyde bulunduğu dönemlerde piyasayı canlandırmak amacı ile emisyon karşılığında menkul değer satın alır. Sermaye piyasasının gelişmekte olduğu ülkelrede Merkez Bankası Hazine bonoları alım ve satımı yaparak piyasadaki satınalma gücünü denetleyebilir.Hazine bonoları, The Economist dergisi editörü ve başyazarı Walter Bagehotun 1876 tarihindeki bir buluşudur.Hazine bonolarının edinim ve satışı, çoğu ülkelerde diğer menkul değerden daha kolay ve daha az masraflıdır. Merkez Bankasının Hazine bonosu satın alarak sağladığı emisyon piyasada efektif global talebin gelişmesini, faiz oranının düşmesini, mevduatın artmasını ve bankaların daha kolay kredi açmalarını sağlamaktadır.Açık piyasa işlemlerinin harcamaları canlandırması artan etkisini gelirler üzerinde hissettirecek bir işlemdir. Açık payisa işlemleri ile piyasanın canlandırılması amaçlandığında, bu kararın kamuoyuna duyurulmasında yarar vardır. Haberin yayılması psikolojik etkilerden de yararlanmak fırsatını hazırlayabilir.Merkez Bankası, enflasyonist ortamda piyasadaki para miktarını azaltmaya çalışır. Böylece piyasadaki satınalma gücü azalmış olur. Çıkar gruplarının baskı ve tepkilerinden korunmak için satınalma gücünün azaltılmasına yönelik önlemler sessizce yürütülmeye çalışılır. Merkez Bankasının, menkul değerler satarak dolaşımdaki para miktarını azaltması ve buna paralel olarak kredi hacminin daralması efektif global talebin ve mevduatların azalmasına, faiz oranlarının yükselmesine yol açacaktır. Satılan senetlerin miktarı piyasa likiditesini etkileyebilecek önemde ise enflasyonist baskının hafiflemesi az çok sağlanabilir.Türkiyede Merkez Bankasının uyguladığı açık piyasa işlemlerinde amaç piyasadik para miktarını (likiditeyi) düzenlemektedir. Bu amaçla Merkez Bankası, devlet iç borçlanma senetleri kullanarak reverse repo (geri alım vadıyle satış), doğrudan satış, repo (geri satış vadıyla alış) ve doğrudan alış yapabilmektedir. Piyasanın likit olduğu dönemlerde geri alım vadıyle satış, yada doğrudan satış, piyasanın sıkışık olduğu dönemlerde ise geri satış vadiyle alış ya da doğrudan alım yapılmaktadır.Merkez Bankrasının açık payisa işlemleri politikası hükümetin uyguladığı iktisat politikaları ile uyumlu bir biçimde oluşturulmaktadır. İşlemlerin yürütülmesi sırasında gerek dar anlamda para arzı (M1) gerek geniş anlamda para arzı (M2) büyüklüklerin tahminlerde sapmaları dikkate alınmaktadır.Merkez Bankasının yaptığı açık piyasa işlemleri ekonominin genel likidite düzeyinin ayarlanmasını sağlamakta ve başkalarının menkul değerler portföylerini rasyonel bir biçimde yönetimlerine katkıda bulunmaktadır.Merkez Bankasının, menkul değerler satrak dolaşımdaki para miktarını azaltması ve buna paralel olarak kredi hacminin daralması efektif global talebin ve mevduatların azalmasına, faiz oranlarının yükselmesine yol açacaktır. Satılan senetlerin miktarı piyasa likiditesini etkileyebilecek önemde ise enflasyonist baskının hafiflemesi az çok sağlanabilir. (Ayrıca bk. Enflasyon, Talep Enflasyonu, Deflasyon, Reflasyon, Kredi Enflasyonu, Likidite Tuzağı, Reeskont)

    Dictionary of Economics
  • AÇIK PİYASA İŞLEMLERİToplam harcamaların değiştirilmesi amacıyla, merkez bankalarının piyasaya girerek gerçekleştirdiği tahvil alım ve satım işlemleridir. Bu işlemler aracıığıyla para arzının, faiz haddinin, yatırımların denetim altına alınmasına ve toplam harcama hacminin daraltılmasına veya genişletilmesine çalışılır.

    Dictionary of Economics
  • AÇIK POLİÇEEn çok taşıma sigortacılığında kullanılır. Alıcı ve satıcı malın ne zaman ve hangi araçla, nereye gönderileceğini önceden tam olarak belirlerse sigorta işlemlerini normal işlemlerle gerçekleştirebilir. Ancak gönderilecek malın çok ve çeşitli olduğu gönderim sırasında borsa dalgalanmalarına göre gidiş limanının değiştirilme olasılığı bulunduğu durumlarda, bütün bilgileri geminin hareketinden önce poliçeye geçirebilme olanağı yoktur. Böyle durumlarda eksik bilgiler sonra tamamlanmak koşulu ile sigorta sözleşmesi yapılır. Bu sisteme açık sertifika ya da open cover denir.Açık poliçe sisteminde genellikle malın cinsi, seferin kapsamı ve sigorta tazminatından yararlanacak kişiler sözleşme yapılırken açıklanır. Eski bilgiler, sonradan bildirilerek sözleşme tamamlanır. Ayrıca bk. Poliçe, Ticari Senetler)

    Dictionary of Economics
  • açık saçık unmoralisch, unanstTMndig, unverfTMnglich, schlüpfrig, unzüchtig, halb nackt.

    Turkish - German Dictionary
  • açık sarıçûr.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açık seçik klar, deutlich, eindeutig.

    Turkish - German Dictionary
  • AÇIK SİSTEM(OPEN SYSTEM) [i]Termodinamikte, çevresi ile alışverişi olan sistemler için kullanılan bir terim. Örneğin, bir açık sistem olarak yağış bulutu, yağışa geçene kadar çevresiyle hem ısı, hem de nem alışverişi yapar.

    Meteorological Glossary
  • açık sözlüdobre, rastbêj, rastgo.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • AÇIK SÖZLÜ dey Tok sözlü, sözünü esirgemeyen.

    Turkish - Turkish dictionary
  • açık tutmak aufhalten.

    Turkish - German Dictionary
  • AÇIK UÇLU SORU [İng. Open-ended Question]:Önceden cevabı tahmin edilemeyen, değişik cevap alma ihtimali kuvvetli ve kişiyi yönlendirmemek için kullanılan soru çeşididir. Bazı Cevapların benzer kategorilere dahil edilememesi gibi güçlükleri vardır.

    Sociological Dictionary
  • AÇIK YAKMA[ Open burning ] Atık miktarını (hacmini) azaltmak amacıyla çöplük alanlarında yakılması işlemi.

    Environmental Glossary
  • Açık. (Os. Vâzıh, Fr. Clair, Al. Klar, İng. Clear, İt. Chiaro). Başkasıyle karıştırılmaksızın tanınan... Bu kavramı felsefe diline sokan Fransız düşünürü Descartes onu seçik (Os. Mümtaz, Fr. Distinct) terimiyle birlikte apaçık (Os. Bedihî, Fr. Evident) anlamında kullanmıştır. Karanlık (Os. Müşevveş, Fr. Confus) deyimleri karşıtıdır. Descartes, "Ancak açık ve seçik olarak kavradığımız şeyler üstünde yanlışa düşmeden yargıda bulunabiliriz" der. bkz. Dekartçılık.

    Philosophical Dictionary
  • açıkça offen, frei.

    Turkish - German Dictionary
  • açıkçabi eşkereyî, bi vekirî.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • AÇIKÇA z. Gizli yanı kalmadan, kolay anlaşılır biçimde.

    Turkish - Turkish dictionary
  • açıkçafrankly, clearly, openly, plainly.

    Turkish - English dictionary
  • açıkça göstermek offenbaren.

    Turkish - German Dictionary
  • açıkçası ehrlich gesagt.

    Turkish - German Dictionary
  • açıkçasıin plain words, in short, frankly speaking.

    Turkish - English dictionary
  • açıkçıbear, short seller.

    Turkish - English dictionary
  • açıkgöz schlau, pfiffig.

    Turkish - German Dictionary
  • AÇIKGÖZ b. S. Fırsatlardan yararlanmasını bilen, kurnaz.

    Turkish - Turkish dictionary
  • açıkgözshrewd and alert, canny (when it comes to promoting his/her own interests).

    Turkish - English dictionary
  • açıkgözlük e Schlauheit.

    Turkish - German Dictionary
  • açıkgözlükshrewdness, canniness (in promoting his/her own interests). etmek to be quick to take advantage of an opportunity.

    Turkish - English dictionary
  • açıkgözlülüksee açıkgözlük.

    Turkish - English dictionary
  • acıkılmakimpersonal passive to feel hungry.

    Turkish - English dictionary
  • açıklamaexplication

    Turkish - French Dictionary
  • açıklamaéclaircissement

    Turkish - French Dictionary
  • açıklama e ErklTMrung, e ErlTMuterung, e Auseinandersetzung e AufklTMrung; e Deutung.

    Turkish - German Dictionary
  • açıklamaexplicación

    Turkish - Spanish dictionary
  • açıklamaaclaración

    Turkish - Spanish dictionary
  • açıklamarave.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açıklama1. explanation, statement. 2. disclosure. 3. commentary. yapmak/da bulunmak to make a statement.

    Turkish - English dictionary
  • açıklama yapanravekar.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açıklamakexpliquer

    Turkish - French Dictionary
  • açıklamakéclaircir

    Turkish - French Dictionary
  • açıklamak erklTMren, erlTMutern, verdeutlichen, klar machen, auseinandersetzen, deuten, veranschaulichen.

    Turkish - German Dictionary
  • açıklamakexplicar

    Turkish - Spanish dictionary
  • açıklamakaclarar

    Turkish - Spanish dictionary
  • açıklamakrave kirin.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • AÇIKLAMAK l. Bir konuyu, bir düşünceyi iyice anlatmak. izah etmek, anlaşılır biçimde belirtmek.

    Turkish - Turkish dictionary
  • açıklamak/ı/ 1. to explain, clarify. 2. to disclose, make public, reveal. 3. to comment on.

    Turkish - English dictionary
  • AÇIKLAMAK / AÇIĞA VURMAKBakınız; Duyurmak, İzah Etmek.

    Dream Dictionary of Phrase
  • açıklamalıravekirî.

    Turkish - Kurdish Dictionary
  • açıklanmakto be explained, be announced, be disclosed.

    Turkish - English dictionary
  • AÇIKLANMIŞ TERCİHLER TEOREMİTüketici dengesini analiz etmek için, değişik fiyat-gelir alternatifleri karşısında tüketicilerin gerçek tercihlerine dayandırılarak yapılır.

    Dictionary of Economics
reklam sol
reklam sol

Last Searched Words

  • upholstery

    2021-12-04 08:49:25
    English - Turkish Dictionary
  • EHL-İ KUBUR

    2021-12-04 08:49:25
    Ottoman - Turkish Dictionary
  • açık

    2021-12-04 08:49:25
    Turkish - French Dictionary
  • pyrosis

    2021-12-04 08:49:24
    Medicine and Hematology Glossary
  • CEMAET

    2021-12-04 08:49:23
    Ottoman - Turkish Dictionary
  • teng ol-

    2021-12-04 08:49:22
    Azerbaijani - Turkish Dictionary
  • arenoso

    2021-12-04 08:49:22
    Spanish - Turkish Dictionary
  • lavman

    2021-12-04 08:49:21
    Turkish - English dictionary
  • inoffensive

    2021-12-04 08:49:21
    English - Turkish Dictionary
  • HÜSNÜHAL

    2021-12-04 08:49:21
    Turkish - Turkish dictionary

Keyword Searches

reklam sol