Results for "yakı
"
YAKÎN
(Ottoman - Turkish Dictionary) :
Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.(Yakîn: Ma'rifet ve dirayetin ve emsalinin fevkinde olan ilmin sıfatıdır. İlm-i yakîn denir, ma'rifet-i yakîn denilmez. Ayn-el yakîn: (kelimenin merfu hali ayn-ul yakîndir.) Göz ile görür derecede veya görerek, müşahede ederek bilmek. Meselâ; uzakta bir duman görüyoruz. Orada ateşin varlığını ilmen biliyoruz, demektir. Bu bilme derecesine ilm-el yakîn deniyor. Ateşe yaklaşıp, gözümüzle görürsek, ona ayn-el yakîn bilmek deniyor. Daha da ilerliyerek bütün hislerimizle ateşin varlığını anladık ise; ateşin yakması ve sâir sıfatlarını da bildik ise, bu nevi'den olan ilmimizin derecesine de hakk-al yakîn deniyor. (Hakkalyakîn: Abdin sıfatları, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında fâni olup, kendisi onunla ilmen ve şuhuden ve hâlen beka bulmaktadır. Ö. Nasuhi)
YAKÎN
(Islamic Glossary) :
1. Şek ve şüpheden uzak olan; kesin.Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:Biraz bekledi, çok geçmeden Hüdhüd gelip, şunları söyledi:"Ben senin bilmediğin birşey öğrendim. Sana Sebe'den yakîn bir haber getirdim." (Neml sûresi: 22)Îmân ağaç gibi olup; kökü yakîn, dalı takvâ, nûru hayâ, meyvesi cömertliktir. (Ali (r.anh))2. Sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan îtikâd, îmân.Âgâh olunuz ki; insana dünyâda yakîn ve âfiyetten (günahlardan uzak olmaktan) dahahayırlı bir şey verilmemiştir. Öyle ise Allah'tan o ikisini isteyin. (Hadîs-işerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)Yakîn ihsân edilen birinin kerâmetlere, hârikalara, ihtiyâcı olmaz. Bütün bu kerâmetler,Zât-ı ilâhînin zikrinden ve kalbin bu zikr ile zînetlenmesinden aşağıda kalır. (İmâm-ı Rabbânî)Kalb, bid'at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet îtikâdı ile süslenmedikçe,hakîkat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalb yakîn nûru ile aydınlanamaz. (Ahmed Raûf)Her şeyi akıl ile isbât ederek inandırmak kolay değildir. Yakîn elde edebilmek için, isbâtyoluna gitmektense, kalbi hastalıktan kurtarmak lâzımdır. (İmâm-ı Rabbânî)3. Ölüm.Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:Sana yakîn gelinceye kadar da Rabbine ibâdet et. (Hicr sûresi: 99)Mücrimlere, sizi Cehennem'e sokan nedir? derler. (Onlar da cevap verirler): Biz namazkılanlardan değildik. Yoksulu doyurmazdık. (Bâtıla) dalanlarla berâber dalardık. Hesâbgününü de yalan sayardık. Nihâyet bize yakîn gelip çattı. (Müddessir sûresi: 41-47)
yakın
(Turkish - English dictionary) :
1. /a/ near (to), nearby, close (to), close-by. 2. close, /a/ (friend) who is close to (someone). 3. /a/ very similar (to). 4. nearby place: Yakınımızda oturuyor. She lives near us. 5. relative, relation; close friend. da/larda 1. nearby, close by, close at hand. 2. in the near future, soon. 3. recently. dan at close range. akraba close relative, near relation. âmir mil. immediate superior. dan bilmek/tanımak to be closely acquainted with, know (someone) well. zamanda 1. not long ago, recently. 2. soon, in a short time.
yakın çağ
(Turkish - Kurdish Dictionary) :
çaxa nezîk.
YAKINÇAĞ
(Turkish - Turkish dictionary) :
b.is. Fransız ihtilalinden zamanımıza kadar olan süre.