"ÎMÂN
" Kelimesi için arama sonuçları
İMAN ve İNKAR (İsim)
(Rüya Tabirleri Sözlüğü) :
Bir kafirin iman ettiğini görmesi hidayet bulup müslüman olmasına, Esasen müslüman olduğu halde iman ettiğini görmek, imanın hakikatine ulaşmaya vu şuurlu olarak İslamı yaşamaya; Her türlü erdem ve yüceliği inkar etmek zulme, Bir batılı, dinen hükümsüz oolan şeyi ve tağutu inkar etmek hakkı tutup kaldırmaya, batılı ve münkeri reddetmeye, Hak olan şeyi ve İslam dininin mukaddes saydığı şeyleri inkar ettiğini görmek küfre delalet eder.
İMAN-I BİL-ÂHİRET (İsim)
(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Âhirete, öldükten sonra dirileceğine, haşir ve neşre, Cennet ve Cehennem'e inanmak.(Evet, subutî bir emri ihbar etmenin kolaylığı ve inkâr ve nefyetmenin gayet müşkül olduğu bu temsilden görülür. Şöyle ki:Biri dese: Süt konserveleri olan gayet hârika bir bahçe, küre-i arz üzerinde vardır. Diğeri dese: Yoktur. İsbat eden, yalnız onun yerini veyahut bazı meyvelerini göstermekle kolayca dâvasını isbat eder. İnkâr eden adam, nefyini isbat etmek için küre-i arzı bütün görmek ve göstermekle dâvasını isbat edebilir. Aynen öyle de: Cennet'i ihbar edenler yüzbinler tereşşuhâtını, meyvelerini, asârını gösterdiklerinden kat'-ı nazar, iki şâhid-i sâdıkın sübutuna şehadetleri kâfi gelirken; onu inkâr eden, hadsiz bir kâinatı ve hadsiz ebedî zamanı temaşa etmek ve görmek ve eledikten sonra inkârını isbat edebilir; ademini gösterebilir. S.)
İMAN-I BİLLÂH (İsim)
(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Allah'a ve O'nun sıfatlarına inanmak.
Îmân-ı Gaybî (Özel isim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allahü teâlânın zâtı, sıfatları, âhiret, melekler, Cennet, Cehennem, Mîzân, Sırat gibi gözlegörülmeyen şeylere görmeden inanmak.Îmân-ı gaybî, îmân-ı şühûdîden (görerek inanmak) daha üstündür. Çünkü peygamberlerinîmânı, îmân-ı gaybîdir. (İmâm-ı Rabbânî)Biz gaybe îmân eyledik. Bizim îmânımız, îmân-ı gaybîdir. Zîrâ biz, Allahü teâlâyıgözümüzle görmedik. Lâkin görmüş gibi inandık, îmân ettik. Bunda aslâ şüphemiz yoktur.(Kudbüddîn-i İznîkî)
Îmân-ı Hakîkî (İsim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kalbe yerleşen, şüphe ve tereddüd karşısında hiç sarsılmayan îmân.Îmân-ı hakîkînin alâmeti, gevşeklik ve tembellik olmadan İslâmiyet'in emirlerini kolaycayapma ve yasaklarından kaçınma hâlinin hâsıl olmasıdır.Îmân-ı hakîkiye sâhib olan kimse, bütün âlem yâni dünyâdaki insanlar bir araya gelse,Allahü teâlâyı inkâr etseler, o, inkâr etmez ve kalbine aslâ şek ve şüphe gelmez. Onun îmânı,enbiyâ (peygamberler) îmânı gibidir. Böyle îmân, îmân-ı taklîdî ve îmâ n-ı istidlâlîden üstün vekıymetlidir. (Kutbüddîn-i İznîkî)Tasavvuf yolunda ilerlemekten, nefsi ve kalbi kötülüklerden ve kötü düşüncelerdentemizlemekten maksat; mânevî âfetleri (tehlikeleri) gidermek, kalbi mânevî hastalıklardankurtarmaktır. Bekara sûresindeki; " Kalblerinde hastalık vardır" meâlindeki dokuzuncu âyet-ikerîmede bildirilen hastalık tedâvî edilmedikçe îmân-ı hakîkî ele geçmez. Bu âfetler var ikenelde edilen îmân, îmânın sûretidir. (İmâm-ı Rabbânî)
Îmân-ı Hılkî (İsim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allahü teâlâ bütün rûhları yarattığı zaman, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diyesorduğunda, bütün ruhların "Belâ" yâni evet diyerek Allahü teâlânın Rab olduğunu kabûl edipinanmaları.Kâbe yakınındaki Hacer-i Esved'i istilâm (selâmlama) esnâsında okunan "Allah'ım sanainanır, kitâbını tasdîk eder ve ahdimizde, verdiğimiz sözde dururuz" duâsının mânâsı, îmân-ıhılkîyi tâzelemektir. (İmâm-ı Gazâlî)
İMAN-I İCMALÎ (İsim)
(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
İcmalî iman, yani; taraf-ı Nebevîden tebliğ buyurulan şeylerin hey'et-i mecmualarına inanmak, yâni; "Her ne tebliğ buyruldu ise; cümlesi haktır" diye tasdik etmektir.
Îmân-ı İcmâlî (İsim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kısaca inanmak, Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Allahü teâlâdan nebildirmiş ise, hepsine inandım, demek.Mü'min olmak için, inanılacak şeyleri ayrı ayrı bilmek lâzım değildir. Bunlara, îmân-ı icmâlîile îmân etmek, inanmak yeterlidir. Bir kimse böyle inanmakla müslüman olur. Bu sebeblemukallidin yâni anasından babasından gördüğü, duyduğu gibi, inanıp b una göre ibâdetiniyapanların îmânı sahîhtir, doğrudur. Fakat, sağlam değildir, bunların îmânlarının sarsılmasındankorkulur. (Bkz. Îmân-ı İstidlâlî) (Kudbüddîn-i İznikî)
Îmân-ı İstidlâlî (İsim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
İslâm dîninin îmân ve ibâdet bilgilerini, emir ve yasakları bir âlimden veya kitaptan okuyup,öğrenerek, bilerek inanmak.Îmân-ı istidlâliye sâhib kişi, farzı, vâcibi, sünneti, müstehabı hem bilir ve hem amel eder,yâni yerine getirir. İnanılacak şeyleri hem bilir, hem başkalarına bildirir. Bu gibilerin îmânıkuvvetlidir. (Kutbüddîn-i İznîkî)Peygamberleri aleyhimüsselâm taklid ederek hâsıl olan îmân, îmân-ı istidlâlîdir. Çünkü obüyükleri taklid eden kimse, peygamberlerin bildirdiği her şeyin doğru olduğunu, delillerigörerek aklı ve düşüncesi ile anlamıştır. Çünkü bir kimsenin gösterdiğ i yolun doğru olduğuAllahü teâlânın ona mûcizeler vermesinden anlaşılır... Mantığa dayanarak akıl ile düşünce ilehâsıl olan îmâna gelince; bu yoldan îmân elde edilebilir. Fakat peygamberleri aleyhimüsselâmtaklid etmeye dayanmadan yalnız istidlâl (akıl yürütme) ile elde edilen îmân kıymetli değildir.Çünkü o kimse, peygamberlerin bildirdiklerine değil, akla inanmış olmaktadır. (Ahmed Fârûkî)
Îmân-ı Kâmil (İsim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Olgun îmân. Mü'minlerin ibâdet ederek Allahü teâlânın emirlerini yapıp, haramlardankaçınmak sûretiyle, parlayan, kuvvetli ve olgun îmânı. En üstün derecedeki îmân.Bir kimse kendi istediğini din kardeşi için de istemedikçe, îmânı kâmil olmaz. (Hadîs-işerîf-Ey Oğul İlmihâli)Îmânın kâmil (olgun) veya noksan olması, ibâdetlerin çok ve az olması demektir. İbâdetçok olunca, îmân-ı kâmile kavuşuldu denir. (Ebû Hanîfe)İbâdetleri, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmakla îmân cilâlanır, nûrlanır, parlar, yâniîmân-ı kâmil olur. Haram işleyince bulanır. O hâlde çoğalmak ve azalmak, amellerden, işlerdendolayı îmânın cilâsındadır. Kendisinde değildir. Bâzıları cilâ lı, parlak îmâna çok dedi ve parlakolmayan îmândan daha çoktur dedi. Bir hadîs-i şerîfte; "Ebû Bekr-i Sıddîk'in îmânı buümmetin hepsinin toplamından daha ağırdır" buyruldu. Bu da îmânın nûru parlaklığıbakımındandır. Fazlalık aslda, özde değil, sıfatlardadır. (İmâm-ı Rabbânî)Îmân-ı kâmil sâhibi; güzel ahlâklı ve ev halkına lütfu, ihsânı, şefkati çok olan kimsedir.(İmâm-ı Rabbânî)