"MUS
" Kelimesi için arama sonuçları
MÜSAVERE (Özel isim)
(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Kalkmak. * Sıçramak.
MÜŞAVERE (Özel isim)
(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Bir iş hususunda iki veya daha fazla kimseler arasındaki konuşma ve danışma. İstişare etme. (Bir kavim müşaverede bulundu mu rüşd ü salâha nâil olur. Hadis meâli)
MÜŞÂVERE (Özel isim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimseler ile bir konu üzerinde konuşma, görüşme,danışma, meşveret etme, görüşüne baş vurma. (Bkz. Meşveret)Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:... (Ey Resûlüm!) Eshâbın ile müşâvere et. Onlara danış. (Âl-i İmrân sûresi: 159)İslâm halîfelerinin hepsinin müşâvirleri (her işte danışacakları kimseler), meclisleri, ilimadamları vardı. Müşâvere etmeden bir şey yapmazlardı. (Muhammed Hâdimî)Müşâvere yapılacak kişide şu beş şart bulunmalıdır: 1) Akıllı ve tecrübeli olmalıdır. 2)Dindar ve takvâ sâhibi (Allahü teâlâdan korkarak haramlardan kaçan olmalıdır. 3) Nasîhateden bir dost olmalıdır. 4) Zihnini meşgul eden bir sıkıntısı olmamalıdı r. 5) Kendisinedanışılacak işte onu ilgilendiren bir maksâdı ve onu etkileyecek bir arzu ve menfeatolmamalıdır. (Mâverdî)Müslümanlığın çok mantıkî oluşu ve sâdeliği, câmilerin insanı kendine çeken câzibesi, budîne mensûb olanların dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmaları, işlerdemüşâvere edip, insanlara dâimâ merhamet ve şefkat ile muâmelede bulunmal arı, yoksullarayardım etmeleri ilk defâ olarak kadınlara da mal sâhibi olma hakkını vermeleri gibi pekçokşeyler, o zamâna göre yapılan en muazzam medenî inkılablar benim üzerimde çok büyükte'sirler yaptı. (Donald Rockwell)
müşavere (Ünlem)
(Türkçe - İngilizce Sözlük) :
(mutual) consultation.
MÜŞÂVERE
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimseler ile bir konu üzerinde konuşma, görüşme, danışma,
meşveret etme, görüşüne baş vurma. (Bkz. Meşveret)
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
... (Ey Resûlüm!) Eshâbın ile müşâvere et. Onlara danış. (Âl-i İmrân sûresi: 159)
İslâm halîfelerinin hepsinin müşâvirleri (her işte danışacakları kimseler), meclisleri, ilim
adamları vardı. Müşâvere etmeden bir şey yapmazlardı. (Muhammed Hâdimî)
Müşâvere yapılacak kişide şu beş şart bulunmalıdır: 1) Akıllı ve tecrübeli olmalıdır. 2) Dindar
ve takvâ sâhibi (Allahü teâlâdan korkarak haramlardan kaçan olmalıdır. 3) Nasîhat eden bir dost
olmalıdır. 4) Zihnini meşgul eden bir sıkıntısı olmamalıdır. 5) Kendisine danışılacak işte onu
ilgilendiren bir maksâdı ve onu etkileyecek bir arzu ve menfeat olmamalıdır. (Mâverdî)
Müslümanlığın çok mantıkî oluşu ve sâdeliği, câmilerin insanı kendine çeken câzibesi, bu
dîne mensûb olanların dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmaları, işlerde
müşâvere edip, insanlara dâimâ merhamet ve şefkat ile muâmelede bulunmaları, yoksullara
yardım etmeleri ilk defâ olarak kadınlara da mal sâhibi olma hakkını vermeleri gibi pekçok
şeyler, o zamâna göre yapılan en muazzam medenî inkılablar benim üzerimde çok büyük te'sirler
yaptı. (Donald Rockwell)
müşavere etmek (İlgeç)
(Türkçe - Almanca Sözlük) :
besprechen.
müsavi (İsim)
(Türkçe - Almanca Sözlük) :
gleich.
MÜSAVİ (Özel isim)
(Türkçe - Türkçe Sözlük) :
s. Eşit.
MÜSAVİ (Özel isim)
(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Birbirine denk olmak, aynı seviyede olmak. Denk, aynı derecede.
MÜSÂVÎ (Özel isim)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Eşit, denk.Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:Mekke şehri alınmadan önce din düşmanları ile harb edenler ve mallarını, Allahyolunda harc edenler ile, Mekke alındıktan sonra bunları yapanlar, müsâvî değildir.Birinciler elbette daha yüksektir. Allahü teâlâ hepsine Hüsnâyı, yâni Cennet'i söz verdi.(Hadîd sûresi: 10)Ağırbaşlı kimse, medh olunmayı sevmez, yerilmekten de üzülmez. Fakirle zenginleri müsâvîtutar. Tatlıyı acıyı ayırmaz. (Ali bin Emrullah)Resûl-i ekrem Mekke'den Medîne'ye hicretleri sırasında Eylül ayının yirminci veRebî'ul-evvel'in sekizinci Pazartesi günü Kubâ köyüne geldiler. Gece ve gündüzün müsâvîolduğu Eylül'ün yirmi üçüncü gününü burada geçirip, Rebî'ul-evvelin on ikinci Cumâ günüMedîne'ye ulaştılar. (Kâdı Beydâvî)