"

MUŞ

" Kelimesi için arama sonuçları
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSÎBET (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Afet. Belâ. Felâket. Hastalık. Dert.(Merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı hâliyle: "Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyâde fâidemizi düşünür. Mâdem onun rızâsı yoktur, dönelim." diye kendisi döner, sürü de döner.Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve dâll değilsin. Kaderden sana atılan bir musibet taşına mâruz kaldığın zaman $ söyle ve merci-i hakikiye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür. M.N.)
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİBET-İ ÂMME (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Umuma ve cemiyetin ekseriyetine gelen belâ.(Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işliyen ve binler mânevi ve maddi hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalâlet ve tuğyan; safdil taraftar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idâmesine belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; biz buna müstehakız derler. K.L.)(Hem âlicenâbâne affetmek ise yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkaların hukukunu çiğniyen cânilere afuvkârâne bakmağa hakkı yoktur, zulme şerik olur. K.L.)
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİBET-ZEDE (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Belâya uğrayan. Hastalık veya başka musibete uğrayan.(İmanla insanın kalbinde öyle bir kuvve-i mâneviye husule gelir ki, insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir! İ.İ.)
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MÜŞİDE (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Çağıran. Yüksek sesle şarkı söyleyen.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİKA (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Mızıka. Çeşitli ses çıkarılan bir çalgı âleti.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİKÎ (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Müzik. Ses ölçülerinden, ölçülü ses ve san'atkârlığından bahseden ilim.(Ve keza, $ kelimesiyle, küfür sebebiyle kulağa ait pek büyük bir nimeti kaybettiklerine işaret edilmiştir. Hatta kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevi nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hatta o nur-u iman sayesinde rüzgârların terennümatını, bulutların nâralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkeza. Yağmur, kuş ve saire gibi her nevi'den Rabbâni kelâmları ve ulvi tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlâhi bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbâni aşkları intıba' ettirmekle kalbleri, ruhları nurani âlemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder. Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, mânevi, yüksek savtlardan mahrum kalır. Ve o lezzetleri iras eden avazlar, mâtem seslerine inkılâb eder. Kalbde, o ulvi hüzünler yerine, ahbabın fıkdaniyle ebedi yetimlikler, mâlikin ademiyle nihayetsiz vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur.Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet! Ulvi hüzünleri, Rabbâni aşkları iras eden sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsani şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı te'sire göre hüküm alır. İ.İ.)(O yabani edebin verdiği bir şevk'le nefis düşer heyecana, heves olur münbasit; ruha ferah veremez.Kur'an'ın şevki ise: Ruh düşer heyecana, şevk-i meâli verir. İşte bu sırra binâen, Şeriat-ı Ahmediye (A.S.M.) lehviyatı istemez.Bâzı âlât-ı lehvi tahrim edip, bir kısmı helâl diye izin verip, demek hüzn-ü Kur'ani veya şevk-i Tenzili veren âlet, zarar vermez...Eğer hüzn-ü yetimi veya şevk-i nefsani verse, âlet haramdır. Değişir eşhasa göre; herkes birbirine benzemez. S.)(Bir zaman gelecektir ki, ümmetimden muhakkak bir takım zümreler türeyecektir. Bunlar zina etmeyi, ipekli elbiseler giymeyi, şarap içmeyi, defler, dümbelekler ile eğlenmeyi helâl ve mübah sayarlar. Bunlardan bir takım merhametsiz ve hodgâm zümreler de dağ mesirelerine yanlanacaklar. Bunun üzerine Allah, sevip eğlendikleri dağı, üzerlerine indirerek bir kısmını helâk edecek, sağ kalan öbürlerini de kıyâmet gününe kadar maymun ve domuz suretlerine tebdil edecek. S.B.M.) (Hadis no: 1892 Tercümesinden)( $ Ey dağlar, dedik: Onunla beraber te'vib, yani terci' yapın; ötün, çınlayın. $ Siz de ey kuşlar!Yâni Davud'a öyle güzel bir ses, öyle şanlı bir edâ verilmişti ki, akşam sabah tesbih ettikçe onun sesine bütün dağlar ve kuşlar iştirâk eder, çınlar öterlerdi. Demek ki güzel sesle hüsn-i elhan Davud'un bir fazilet-i mahsusası, kuşları dahi başına toplıyan bir mu'cizesi olmuştur. Bu mâna iledir ki, savt-ı Davudi meşhur olduğu gibi, mezamir-i Davud da meşhurdur. Bu güzel sanatı, İslâmda suret-i mutlakada mezmum zannedenler olmuştur. Fakat bilmek lâzım gelir ki, mezmum olan luhun-u fısktır. Yoksa Kur'an okurken tertil ve tahsin-i savt, me'murun bihtir. Bu babda kütüb-ü sıhahda hayli hadisler vardır. Birçokları musikinin te'sirini ruhani zannederler. Böyle bir zan, ruhu hava zannetmektir. Ses, bir hava ihtizazı olduğu için, musikinin doğrudan doğruya verdiği te'sir ve heyecan, bir buse zevki gibi cismani ve asabi bir te'sirdir. Taganni, ancak bir kelimenin, bir kelâmın mânasını ruha duyurmağa hizmet etmesi itibariyledir ki, ruhani bir kıymet alabilir. Ehl-i fısk, hep şehevâni mevzularla cismâni heyecan aradığı için mânayı öldürerek sâde asaba basan kuru nağmelerle cismani te'sir arar. Bu ise ruhani şuuru terbiye değil, ifnâ eder. Belki fâsık için bütün şuurundan geçip mest-i lâyakıl olmak bir zevktir. Fakat dinin, şer'in vermek istediği zevk bu değil, güzel manâlı, mukaddes şuurlu bir hayat yaşatmaktır. E.T.)
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİKİŞİNAS (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
f. Musikici, müzikçi.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİL (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
(Vusul. dan) Yetiştiren, ulaştıran, vardıran.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MÜSİL (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
(Seyelan'dan) Akıtan, isale eden.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUSİLE (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Müderrislikte ikinci yüksek derece.