"mû
" Kelimesi için arama sonuçları
MUSKA
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Şifâ âyet ve duâlarının yazılı olduğu, dürülüp bağlanmış rukye. (Bkz. Rukye ve Mıska)
MUSTAFA
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Seçilmiş mânâsına, Resûlullah efendimizin mübârek isimlerinden biri.
Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Âhirette vardır zevk ü sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâsı,
Adı güzel kendi güzel Muhammed.
(Yûnus Emre)
Ümmetim dedi sana çün Mustafâ,
Ver salevât sen de âna bul safâ.
(Süleymân Çelebi)
MUTAFFİFÎN SÛRESİ
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kur'ân-ı kerîmin seksen üçüncü sûresi.
Mutaffifîn sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi.) Otuz altı âyet-i kerîmedir. Ölçü ve tartıda hîle
yapanları kötüleyerek başladığı için sûreye, Sûret-ül-Mutaffifîn denilmiştir. Sûrede, Allahü
teâlâyı inkâr edenlerin ve günâhkârların uğrayacağı Cehennem azâbı ile îmân eden mü'minlerin
kavuşacakları Cennet nîmetleri bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs, Taberî, Râzî)
Allahü teâlâ, Mutaffifîn sûresinde meâlen buyurdu ki:
Verirken noksan, alırken fazla ölçenlere acı azâblar yapacağım. (Âyet: 1)
Kim Mutaffifîn sûresini okursa, kıyâmet günü, sonunda misk kokusu bırakan
mühürlenmiş saf bir içecekten Allahü teâlâ ona içirir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)
MUTAHHAR
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Temiz, temizlenmiş mânâsına Muhammed aleyhisselâmın ismi.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm altıncı kat semâda Mutahhar ismi ile anılır.
(Molla Miskîn Muhammed Muîn)
MUTAHHİR
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Temizleyici, temizleyen.
Abdestte ve gusülde kullanılmış (Mâ-i müsta'mel denilen) su; Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî
mezheblerinde yalnız tâhir (temiz)dir. Fakat mutahhir değildir. Mâlikî mezhebinde ise, hem tâhir
hem de mutahhirdir. (Abdülvehhâb Şa'rânî)
MU'TEKİF
(İslami Terimler Sözlüğü) :
İ'tikâf eden. Bir yere çekilip ibâdetle meşgûl olan. (Bkz. Îtikâf)
Mu'tekif, kalbini dünyâ düşüncesinden ayırıp kendini Allahü teâlâya teslim ederek hak
dergâhına sığınmış ve şeytanın ve nefsin mekrinden (aldatmasından) Allahü teâlânın himâyesine
girmiş ve lisân-ı hâl (hâl dili) ile "Rabbim beni mağfiret etmedikçe bu kapıdan ayrılmam" demiş
olur. (Zihni Efendi)
Mu'tekif, ibâdet yerinden ancak ihtiyâç için çıkar. Çünkü zarûret, mecbûrî ihtiyâcı sebebiyle
çıkmaya izin vardır. (Molla Hüsrev)
MU'TEMED
(İslami Terimler Sözlüğü) :
1. Sözüne güvenilir kimse.
Hudeybiye günü, Tebük ve Buvat gazâlarında ve daha pekçok yerde, susuzluk baş gösterince,
Peygamber efendimizin mübârek parmaklarından fışkıran sudan Eshâb-ı kirâm içip
susuzluklarını gidermişlerdir. Bu mûcizeler, çok sağlam rivâyetlerde mu'temed (güvenilir) siyer
âlimleri tarafından ittifakla (sözbirliği ile) bildirilmiştir. (Zerkânî)
Müslüman, mu'temed insandır. Emânete hıyânet etmez. Eliyle diliyle kimseye eziyet etmez.
(Seâdet-i Ebediyye)
2. Müctehîd âlimlerin dînî bir mevzûdaki sözlerinden esas alınan kavl (söz), ictihad.
MU'TEMİR
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Ömre yapan. (Bkz. Ömre)
Mu'temir, mîkât denilen yerde ihrâm giyerken; "Yâ Rabbî! Ben ömre yapmak istiyorum.
Bunu bana kolay ve kabûl eyle diye duâ eder ve telbiye (Lebbeyk Allahümme Lebbeyk...) okur.
(M. Zihni Efendi)
MU'TEZİLE (Mûtezile)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve aklı, nakilden yâni dînî delillerden
önde tutan bozuk fırka. "Büyük günâh işleyen kimse ne kâfirdir, ne de mü'mindir, iki menzile
(yer) arasında bir menzilededir (yerdedir)" diyen Vâsıl bin Atâ, hocası Hasen-ül-Basrî'nin ders
halkasından ayrıldığı için ayrılanlar mânâsına Mûtezile adı verilmiştir. Bu fırkaya Kaderiyye de
denir.
Mûtezile fırkası, aklın güzel veya çirkin demesini esas tutuyor. Allahü teâlânın yarattığı
şeylerin güzel veya çirkin olmasının seçimini akla bırakıyor. Güzel olduğu akıl ile anlaşılanları
Allahü teâlâ yaratmağa mecbûrdur diyor. Allahü teâlânın insan aklının güzel dediği şeyleri
yaratmağa mecbûr olduğunu söylemek kadar çirkin bozuk söz yoktur. (Abdullah-ı Süveydî)
Cebriyye fırkasının ikinci kısmı olan Cehmiyye ile Mûtezile fırkası mîrâc yoktur, mîrâc
rüyâdır dedi. Zamânımızda Mûtezile fırkasını taklîd edenler çoğalmaktadır. (Muhammed
Rebhâmî)
Eski felsefecilerden bir kısmı, mû'tezile fırkasının çoğu ve zındıklar; cin ve şeytanlara
inanmadı. "Cin; zekî, dâhi insan demektir. Şeytanlar da kötü kimselerdir demektir" dediler.
(Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
Mûtezile fırkasında olanlar insan dilediği işi kendi yaratır dediler. Kazâ ve kaderi inkâr ettiler.
(Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
MU'TÎ (El-Mu'tî)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Veren, ihsân eden mânâsına Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden).