"mû
" Kelimesi için arama sonuçları
MÜN'AKİD
(İslami Terimler Sözlüğü) :
İki taraf arasında karara bağlanıp, kabul olunan, meydana gelen. (Bkz. Akd)
Alış-verişin ve nikâhın mün'akid olması için uyulması gereken şartları vardır. (İbn-i Nüceym)
Bey' yâni satış ve nikâh akdi, sözleşmesi îcâb ve kabûl ile mün'akid olur. (İbn-i Âbidîn)
Mün'akide Yemîni:
İleride yapacağım veya yapmıyacağım diyerek yalan yere yemîn. (Bkz. Yemîn)
Mün'akide yemîni üç türlü olur: Birincisinde zaman bildirilmez. İkincisinde zaman bildirilir.
Üçüncüsü ise şarta bağlanan yemindir. Üçünde de yemini bozunca keffâret vermek lâzımdır.
Yemîn bozulmadan önce, keffâret verilmez. (İbn-i Âbidîn)
MÜNÂZARA
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Doğruyu ortaya çıkarmak maksâdı ile karşılıklı olarak yapılan ilmî konuşma. Bir mes'eleyi
belli kâideler dâhilinde karşılıklı inceleme, bir mes'ele hakkında yapılan karşılıklı konuşma.
Münâzara edecek kişi, gerçeği aramakta kaybını arayan kimse gibi olmalıdır. (Taşköprüzâde)
Münâzarayı kendisinden istifâde edilmesi umulan âlimlerle yapmalıdır. (İmâm-ı Gazâlî)
MÜNÂZEA
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Çekişme, anlaşmazlık.
Mü'min beş güçlük arasındadır. Karşısındaki mü'min olur, kendisine hased eder
(çekemez); münâfık (inanmadığı hâlde müslüman görünen) olur, buğz eder; kâfir olursa kendisi
ile savaşır; şeytan ise onu saptırmaya uğraşır; nefs de kendisi ile münâzea eder durur. (Hadîs-i
şerîf-İhyâ)
Münâzeaya götüren her cehâlet (bilgisizlik), bey'i (alış-veriş) ve icâreyi (kirâlamayı) fâsid
kılar (bozar). (İbn-i Âbidîn)
MÜNCİYYÂT
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Felâketlerden kurtarıcı bilgiler; ibâdetler, iyi ameller.
Fıkıh âlimleri yâni İslâmî hükümleri bilen âlimler, ibâdetlerin nasıl yapılacaklarını bildirdiler.
İnceliklerini anlatmadılar. Çünkü, onların maksadı, ibâdetlerin doğru yapılmasının şartlarını ve
şekillerini bildirmekti. İnsanların işlerine, kalblerine bakmadılar. Bunları bildirmek, tasavvufu
yâni kalb ile yapılması ve sakınılması lâzım olan şeyleri ve kalbin, rûhun temizlenmesi yollarını
öğreten âlimlerin vazîfesi idi. İmâm-ı Gazâlî, bedenlerin ve görünen işlerin iyileşmesini sağlayan
fıkıh bilgileri ile, kalbin, iç âlemin temizliğine kavuşturan tasavvuf bilgilerini birleştirdi.
Kitâbında bu ikisine de yer verdi. İhyâ-ul-ulûm kitâbını dörde ayırdı. İkincisine "Münciyyât"
ismini verdi ise de, ibâdetlerin de müncî (kurtarıcı) olduklarını bildirdi. İbâdetlerin kurtarıcı
olmalarını sağlamak, İslâmî hükümleri bildiren fıkıh kitablarından öğrenilir. Kurtarıcı olan kalb
bilgileri, tasavvuf âlimlerinin kitablarından öğrenilir. (Ahmed Fârûkî)
MÜNECCİM
(İslami Terimler Sözlüğü) :
1.Yıldızların hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddiâ eden, yıldız falına
bakan kimse. Astrolog.
Müneccimlere, kâhinlere, falcılara inanmamalı, bilinmiyen şeyleri bunlara sormamalıdır.
Bunları gaybleri (geleceği) bilir sanmamalıdır. Uğursuzluğa inanmamalı, te'sir eder
sanmamalıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî)
Gaybden (gelecekten) verdiği haber konusunda kâhini tasdîk etmek küfürdür, îmânı
giderir.Kâhin; gelecek zamanda ortaya çıkacak hâdiseleri haber veren, sırları bildiğini ve gayb
âlemine âit bilgilere vâkıf olduğunu iddiâ eden kişidir. Arablarda, olacak işleri bildiklerini iddiâ
eden kâhinler vardı. Benim gördüğüm cinler var, onlar bana tâbi olur, hizmetimde bulunur, bana
haber getirirler diye iddiâ ederlerdi. Diğer bâzıları ise, bana verilen bir anlayış sâyesinde
hâdiseleri ve işleri bilir ve kavrarım diye iddiâ ederlerdi. Yıldızların hareketlerine bakarak ileride
meydana gelecek hâdiseler hakkında bilgi sâhibi olduğunu iddiâ eden müneccim de kâhin
hükmünde olur, yâni gaybden verdiği haber konusunda müneccimi tasdîk etmek küfr olur.
(Teftâzânî)
2. İlm-i nücûm yâni astronomi ilmiyle uğraşan kimse. Astronom.
Yer küresinin ömrünü, yaratıldığı günden kıyâmete kadar olan zamânı; eski müneccimler,
seyyâre (gezegen) yıldızlarının adedince bin sene yâni yedi bin sene demişlerdir. Zîrâ onlar
gezegen adedini yedi biliyordu. Târihlerin çoğunda yazılı bulunan ve bâzı din kitablarına da
geçmiş olan yedi bin sene buradan gelmektedir. Böyle söylemek zan ve faraziyye (teori)den
ibârettir. (Abdülhakîm Arvâsî)
Ramazan hilâlinin tesbitinde müneccimlerin sözüne îtibâr edilmez. (İbn-i Âbidîn, İbn-i
Vehbân)
MÜNEVVER
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kalbi aydınlanmış, mânevî kirlerden ve paslardan temizlenmiş.
Allahü teâlâ bir kimseye nûr vermezse, o kimse münevver olamaz. (İmâm-ı Rabbânî)
Namaz kalbi temizler kötülükten men eder
Münevver olamazsın, namazı kılmadıkça.
(M. Sıddîk Gümüş)
MÜNEZZEH
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kusur, eksiklik ve muhtâçlıktan uzak. Allahü teâlânın noksan sıfatlardan uzak olduğunu
bildirmek için kullanılan bir tâbir.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlânın ilâhlıkta şerîki, ortağı yoktur. Mülkü hiç yok olmayan bir meliktir.
Noksanlık olan her şeyden münezzehtir. Ayıblardan ve kudretsizlikten uzaktır. Mü'minleri
sonsuz azabdan emîn kılmıştır. Her şey üzerine hâkim ve hâfızdır. Hükmünde gâlibdir.
[İnsanlar bir şey yapmak isteyince, O da irâde ederse, isterse o şeyi yaratır. Hâlık (yaratıcı) yalnız
O'dur. O'ndan başka kimse hiçbir şey yaratamaz. O'ndan başka kimseye hâlık (yaratıcı)
denilemez. İnsanların dünyâda ve âhirette râhat ve huzûr içinde yaşamalarını, sonsuz saâdete
kavuşmalarını sağlayan kurtuluş yolunu göstermiş ve bu yolda yaşamalarını emretmiştir. Azamet
(büyüklük) ve kibriyâ (yücelik) ancak O'na mahsustur.] Allahü teâlâ müşriklerin (puta
tapanların) şirklerinden (ortak koşmalarından) ve iftirâlarından münezzehtir. (Haşr sûresi: 23)
Allahü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir. Kemâl
(noksanlık bulunmayan) sıfatları vardır. (Kutbüddîn İznikî)
MÜN'İM (El-Mün'im)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Nîmet veren. Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden.
Asıl mün'im Allahü teâlâdır. Bu sebeble Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, yemeği önüne
getirilip konulduğu zaman; "Allah'ım! Bize verdiğin rızka bereket ver ve bizi ateş azâbından
koru. Bismillah" derlerdi. (İbn-i Sünnî)
MÜNKATI'
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kendilerine zekât verilen sınıflardan biri; cihâd ve hac yolunda muhtâc kalanlar.
Zekât, sekiz sınıf kimseden yedisine verilir: 1) Nafakasından fazla, fakat nisâb miktârından az
malı olan fakîre, 2) Bir günlük nafakasından fazla bir şeyi olmayan miskine, 3) Âmile (zekât
me'muruna), 4) Efendisinden kendisini satın alıp, borcunu ödeyince âzâd olacak olan mukâteb
köleye, 5) Munkatı'a, 6) Medyûn'a (borçlu olup, ödeyemeyen müslümanlara), 7) İbn-üs-sebîl'e,
memleketinde zengin ise de bulunduğu yerde yanında mal kalmamış olan kimseye, 8) Müellefe-i
kulûba (şerlerinden, kötülüklerinden sakınılmak istenilen kâfirler veya îmânları zayıf kalbleri
İslâm'a ısındırılmak istenenler). Hazret-i Ebû Bekr zamânında Müellefe-i kulûb'a zekât vermeye
lüzûm kalmadı. (Bkz.Müellefe-i Kulûb) (İbn-i Âbidîn)
MÜNKER
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Yapılması uygun olmayan, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle ve müctehidlerin (dinde söz
sâhibi âlimlerin) söz birliği ile yasak edilen şey; günah. (Bkz. Haram)
Şüphesiz insanlar münkeri görüp de men etmedikleri zaman, onların hepsine Allahü
teâlânın cezâ vermesi çabuklaşır. (Hadîs-i şerîf-Sünen-i İbn-i Mâce)
Münker iki kısımdır. Birinci kısım münkerler meydanda olup, âlim olan ve olmayan bunları
bilir. Zinâ, alkollü içkilerin içilmesi, hırsızlık, yankesicilik, fâiz alıp vermek, başkasının malını
gasb etmek gibi şeylerin haram olduğu birinci kısım münkerdir. İkinci kısmı yalnız âlimler bilir.
Bunlar daha ziyâde îmânda, îtikâtta olan bozukluklardır. (Abdülkâdir Geylânî)
Münkeri (haramı) işleyeni görüp de gücü yettiği hâlde tatlı dil ile nehy (yasak) etmemek
îmânın gitmesine sebeb olur. (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)
Münker ve Nekir:
Kabirde suâl soran melekler.
Münker ve nekir melekleri, suâl ve cevâbdan sonra meyyite (ölüye) "Cehennem'deki yerine
bak, Allahü teâlâ değiştirerek, sana Cennet'teki yeri ihsân eyledi" derler. Bakar ikisini birlikte
görür. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
Münker ve Nekir ismindeki iki melek kabirde suâl soracaktır.Bu suâle cevap vermek bir
derttir. (İmâm-ı Rabbânî)
Kabirde Münker ve Nekir meleklerine cevâb olarak şunları hazırlamalıdır:Rabbim Allahü
teâlâ, peygamberim Muhammed aleyhisselâm, dînim dîn-i İslâm, kitabım Kur'ân-ı kerîm, kıblem
Kâbe-i şerîf, îtikâdda mezhebim Ehl-i sünnet ve cemâat, amelde mezhebim İmâm-ı a'zam Ebû
Hanîfe'nin mezhebidir. (Muhammed Demir Hâfız)
Münker ve nekir kabre geleler,
Namazı doğru kıldın mı diyeler,
Hemen kurtuldun mu sandın ölünce,
Senin için azab hazır diyeler.
(Seâdet-i Ebediyye)