"

mut

" Kelimesi için arama sonuçları
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUTAZAVVI' (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Güzel kokusu etrâfa yayılan.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUTBAKA (İsim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
(Bak: İtbak)
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUTBEİN (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Çukur yer. * Kalbi karar etmiş kişi, mutmain.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MÜTBİ' (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Yanında danası olan sığır.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUTBİK(A) (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
(Tıbk. dan) Genel ve umumi olan. Değişmeyip devam eden. Bütün. Tam. * Bir şeyin etrâfını örten, bürüyen.
Türkçe - İngilizce Sözlük

mutçuluk (İsim)

(Türkçe - İngilizce Sözlük) :
phil. eudaemonism, eudemonism.
Felsefe Sözlüğü

Mutçuluk. (İsim)

(Felsefe Sözlüğü) :
(Os. İstisâdiyye, Fr. Eudemonisme, Al. Eudaeminismus, İng. Eudaemonism, İt. Eudemonismo). İnsan davranışlarının mutluluk isteğiyle belirlendiği görüşüne dayanan törebilimsel akım...Antik çağ Yunan felsefesi, çoğunlukla, bir mutçuluk felsefesidir. En üstün iyi (Os. Hayr-ı âlâ), mutluluktur. Sokrates'e göre, en üstün iyi olan mutluluk, töresel mutluluktur ki (Os. Ahlâkî memnuniyet, Yu. Eudaimonia) bu da bilgiyle elde edilir. Bilgiyle erişilen mutluluk, bilgenin mutluğu, sokrates'ten sonra hemen bütün Yunan düşünürlerince olduğu gibi kabul edilmiş bir temadır. Örneğin, hazcı Aristippos'a göre gerçek haz, sürekli olandır, sürekli olan hazza da bilgelikle varılabilir. Epikuros'a göre gerçek mutluluk, erdem yoluyle varılan bir çeşit yüksek duygusuzluk halidir (Yu. Ataraksiya). Erdem, bilgeye, kendi mutluluğuna yarayan her şeyi yaptıran, kendi mutsuzluğunu doğuracak her şeyden de kaçınmasını sağlayan bir davranıştır. Stoacı Zenon da aynı kanıdadır, en yüksek erdem mutlu yaşamaktır, buna da bilgelikle varılır, bilgelikse doğaya uygun davranmakla gerçekleşir... Bir bakıma bütün öğretiler, mutluluk amacını taşımaktadırlar. İnsan, çeşitli öğretilerle, mutluluğa erişmenin yolarını araştırmaktadır. Mutluluk, hemen bütün öretilere göre iyi yaşama anlamındadır. Toplumsalı bireysele indirgemek, mutluluk koşullarını her zaman ve her yerde aynı ve geçerli saymak gibi güçsüzlüklerine karşın mutluluğu ölümden sonraya aktaran dinsel anlayıştan çok daha bilimsel olan mutçuluk anlayışı, insanları bu dünyada mutlu kılmanın yollarını aramak gibi üstün bir güç taşır. Fransız özdekçileriyle İngiliz yararcıları ve Amerikan pragmacıları, bütün idealist yanılgılarıyle birlikte, temelde mutçuluk anlayışından yola çıkmışlardır. bkz. Sokratesçilik, Yararcılık, Uygulayıcılık.
Tıp ve Hematoloji Sözlüğü

mute (İsim)

(Tıp ve Hematoloji Sözlüğü) :
dilsiz
İngilizce - Türkçe Sözlük

mute (İsim)

(İngilizce - Türkçe Sözlük) :
s. 1. sessiz, suskun. 2. dilsiz. i. dilsiz kimse. f. sesini kısmak.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük

MUTE HARBİ (Özel isim)

(Osmanlıca - Türkçe Sözlük) :
Mute, Şam'a bağlı, Kudüs'e iki konak mesafede bir yerdi. Mute harbi müslümanlarla Rumlar arasında vuku bulan muharebelerin başlangıcıdır. Sebebi de Peygamber'in elçisinin öldürülmesidir. Resul-ü Ekrem Busrâ emiri Şürahbil bin Amr'e, ashâbından Hâris bin Umeyr ile bir mektub göndererek İslâma dâvet etmişti. Hâris, Mute'den geçerken Şürahbil'e tesadüf edip, elçi olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Şürahbil, Haris'i küstahça öldürdü. Şimdiye kadar Resul-ü Ekrem'in elçilerinden hiç birisinin hayatına taarruz edilmemişti. Bunun üzerine Resul-i Ekrem üç bin kişilik bir kuvvet hazırlayıp azadlı kölesi Zeyd bin Hârise'nin komutasında gönderdi.Resul-ü Ekrem : "Şâyet Zeyd şehid olursa komutanlığı Cafer alsın, Cafer de şehid düşerse Abdullah bin Revaha komutan olsun!" buyurdu. Ve ordunun Hâris bin Umeyr'in şehid edildiği Mute kasabasına kadar gitmesi ve orada Şürahbil ile tabiiyetinin İslâma dâvet olunması, kabul ederlerse ne âlâ, kabul etmezlerse harbedilmesi Resul-ü Ekrem'in emirleri cümlesindendi. Peygamber Efendimiz bu küçük ordusunu "Seniyetülveda - Ayrılık tepesi" mevkiine kadar uğurladı.Öbür tarafta Şürahbil de bu hareketten haberdar olarak, vaziyeti tâbi olduğu Kayser Hirakl'e bildirdi. Aynı zamanda Şurahbil, Vâil Beni Bekir, Lahim, Cüzam gibi Arap kabilelerinden yüz bin kişilik büyük bir kuvvet hazırladı. İmparator Hirakl de bu işe önem vererek Belka'daki Meab şehrine kadar geldi. Nihayet iki ordu karşılaştı. Bu muazzam ordu karşısında üç bin kişinin ne ehemmiyeti olabilirdi. Fakat dönmek de müşkildi, felâketi mucibdi. Bu sebeple Zeyd bin Hârise hemen harbe atıldı. Zeyd şehid oldu, sancağı Cafer aldı. Muharebe meydanında hârikalar gösterdi, sağ eli kesildi, sancağı sol eliyle tuttu. O da kesilince kesilmiş kollarıyla sancağa sarıldı. En sonunda Cafer de şehid edildi. Sonra sancağı, Abdullah bin Revâha aldı, şiirler okuyarak harbetti, o da şehid edildi. Bunun üzerine orduda umumi bir panik başgösterdi. Fakat Halid bin Velid askeri önledi, bu paniğin dehşetini anlattı. Bütün mucahidlerin reyleriyle komutan seçilerek sancağı eline aldı. Akşama kadar harbedildi. Mahir bir komutan olan Halid bin Velid, askeri yeni nizamda tertibledi. Sağ cenah mücahidlerini sola, soldakileri sağa, öndekileri arkaya ve arkadakileri de öne aldı. Bu suretle düşmanın her fırkası, karşısında yeni kuvvet görüyor ve İslâm ordusuna imdat geldiği zannında bulunuyordu. Bunun üzerine Halid, şiddetli hücumlar yaparak düşmanı bozdu, düşmana bir hayli telef verdirdi. Düşmanın bu panik ve bozgunundan istifade ederek askerleri geri çekti ve bir bozguna uğratmadan muntazam ricat ederek sâlimen Medine'ye getirdi. (S.B.M.)