"mû
" Kelimesi için arama sonuçları
MÜBÂŞERET-İ FÂHİŞE
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kadın ile erkeğin, çıplak olarak çirkin yerlerini birbiriyle sürtünmesi.
Mübâşeret-i fâhişe, erkeğin de kadının da abdestini bozar. (İbrâhim Halebî)
MÜBDÎ (El-Mübdî)
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Benzeri, nümûnesi olmayan,
varlıkları yoktan var eden.
MÜBECCEL
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Yüceltilmiş, muhterem, azîz, büyük saygı gösterilen. (Bkz. Tebcîl)
Mevlid gecesi ve günü mübecceldir, mukaddestir, mükerremdir. Şerefi kıymeti çoktur.
(Celâleddîn Abdurrahmân Kettânî)
MÜBELLİĞ
(İslami Terimler Sözlüğü) :
1. Tebliğ eden, bildiren, duyuran.
Dinleri, emirleri ve yasakları koyan Allahü teâlâdır.Mübelliği ise, Allah'ın peygamberidir.
(Seyyid Abdülhakîm)
2. Aynı namazı imâma tâbi olarak kılarken onun aldığı namaz tekbirlerini arka saflardaki
cemâate duyuran kimse.
Mübelliğ olan kimsenin, aynı namazı kılması lâzımdır. Aynı namazı kılmayan, dışardan
birinin sesine uyan cemâatin namazları olmaz. (İbn-i Âbidîn)
Cemâatin yalnız imâmın sesine değil, aynı namazı kılan mübelliğin sesine uyması da câizdir.
Böyle olmayan seslere uyanların namazı olmaz. (Halebî, Dâmâd, İbn-i Âbidîn)
MÜBEŞŞİR
(İslami Terimler Sözlüğü) :
1. Kabirde, mü'minlere suâl soran melek. (Bkz. Münker ve Nekîr)
2. Müjdeleyici mânâsına Peygamber efendimizin isimlerinden.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Şüphesiz biz seni şâhid, mübeşşir ve nezîr (azâb ile korkutucu) olarak gönderdik. (Feth
sûresi: 8)
MÜBTEDİ'
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Bid'at sâhibi. Dinde değişiklik meydana getiren, dinde olmayan bir şeyi varmış gibi gösteren,
dinde eksiklik ve fazlalık olduğunu söyleyerek değişiklik yapan. Ehl-i bid'at.
Mübtedi' ve ehl-i hevâ (isteklerinin esîri), İslâmiyet'e değil, nefslerine uyarlar. Yetmiş iki
sapık fırka böyledir.Bunlardan bâzısının îtikâdı, küfre (dinden çıkmaya) sebeb olmaktadır. (İbn-i
Nüceym)
Mi'râcda Resûlullah'ın Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya götürüldüğüne inanmayan
îmânsız olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise, mübtedi' olur. (İsmâil
Hakkı)
Mübtedi'nin cenâzesinde bulunan kimse, dönünceye kadar hep Allahü teâlânın gadabındadır.
(İmâm-ı Rabbânî)
Her mübtedi' ve sapık, kendi îtikâdını Kitab ve sünnete uygun bilir ve kendi kısa ve eksik
anlayışı miktârınca Kitab ve sünnetten, uygunsuz mânâlar çıkarır. (İmâm-ı Rabbânî)
MÜBTEDÎ
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Tasavvufta ve diğer dînî ilimlerde henüz başlangıçta olan.
Büyüklerden biri buyurdu ki: Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin sevdiklerinden birkaçına
yazmış olduğu mektûblardan ve risâlelerden meydana gelen Fıkarât kitabı, başlangıçta olan
mârifetleri mübtedîlere anlatmak için yazılmıştır. "İnsanlara akılları erdiği kadar söyleyiniz!"
gözetilerek yazılmıştır. (İmâm-ı Rabbânî)
MÜCÂDELE
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Karşısındakinin câhilliğini veya haksızlığını ortaya koymak ve kendisinin akıl, fazîlet ve şeref
bakımından üstün olduğunu isbât etmek için iki kişinin bir şey üzerinde tartışması.
Haksız olduğu hâlde mücâdeleden vazgeçen kimseye Allahü teâlâ Cennet'in kenâr yerinde
bir ev inşâ ettirir. Haklı olduğu hâlde mücâdeleden kaçınan kimseye ise, Cennet'in ortasında
bir köşk inşâ ettirir. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, İbn-i Mâce)
Mücâdeleyi terkedin; zîrâ onun kârı azdır. Mücâdeleyi terk edin, faydası az olduğu gibi
dostlar arasına hüsûmetin (düşmanlığın) girmesine sebeb olur. (Hadîs-i şerîf-Taberânî)
Kardeşinle mücâdele etme, onunla alay etme, ona verdiğin sözden dönme! (Hadîs-i şerîf-
Tirmizî)
Âdî (aşağı) kimselerle mücâdele etme; seni üzerler. Halîm (yumuşak) kimselerle mücâdele
etme sana küserler. (İbn-i Abbâs)
Dostlar arasında kin ateşini en kuvvetli tutuşturan; münâkaşa ve mücâdeledir. (İmâm-ı
Gazâlî)
Mücâdele Sûresi:
Kur'ân-ı kerîmin elli sekizinci sûresi.
Mücâdele sûresi Medîne'de nâzil oldu (indi). Yirmi iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyetinde
geçen Mücâdele kelimesinden dolayı sûreye, Sûret-ül-Mücâdele denilmiştir. Sûrede; cemiyet ve
muâşeret âdâbı (insanların birbirleri ile olan münâsebetlerinde tutacakları yol) ve Resûl-i ekremin
aleyhinde gizli teşebbüslerde bulunan yahûdîler ile bunların destekçileri olan münâfıkların (iki
yüzlülerin) kötülendiği bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs, Râzî, Taberî)
Allahü teâlâ, Mücâdele sûresinde meâlen buyuruyor ki:
Allahü teâlâya ve kıyâmet gününe îmân edenler, Allahü teâlânın düşmanlarını sevmezler.
O kâfirler ve münâfıklar, mü'minlerin anaları, babaları, oğulları, kardeşleri ve başka
yakınları olsa da, bunları sevmezler. Böyle olan mü'minleri Cennet'e koyacağım. (Âyet: 22)
Kim Mücâdele sûresini okursa, kıyâmet günü Allahü teâlânın râzı olduğu kimselerden
yazılır. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)
MÜCÂHEDE
(İslami Terimler Sözlüğü) :
1. Çalışma, mücâdele etme, uğraşma, cihâd etme.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz.
Şüphesiz ki Allah, her hâlde muhsinlerle (iyilik edenlerle) berâberdir. (Ankebût sûresi: 69)
Gerçek mü'minler; Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân edip, sonra şüphe etmeyerek, Allah
uğrunda mal ve canlarıyla mücâhede edenlerdir. İşte sâdık olanlar bunlardır. (Hucurât sûresi:
15)
Çoluk-çocuğunun geçimini helâlinden te'mine çalışan, Allahü teâlânın yolunda mücâhede
eden gibidir. (Hadîs-i şerîf-İhyâ, Müsned-i Firdevsî)
Resûl-i ekreme insanların en efdâli kimdir diye sorulunca; "Canı ve malı ile Allah yolunda
mücâhede eden mü'mindir" buyurdular. (Buhârî ve Müslim)
2. Nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapma.
Bir kimse bin sene ibâdet etse ve sıkıntılı riyâzetler çekse (nefsin istediklerini yapmama) ve
sıkı mücâhede yapsa, eğer bir peygambere (aleyhisselâm) uymamış ise, bütün bu çalışmalarının
bir arpa kadar kıymeti olmaz. Çölde görülen serâb gibi hiçbir şeye yaramaz. Hiçbir iş olmayan
yâni bir şeye yaramayan uyku bile, meselâ, gün ortasında bir parça uyumak (kaylûle yapmak), o
büyüklerin emrine uyarak yapılınca, onlara uymadan yapılan, bin sene ibâdetten, mücâhededen
kat kat daha kıymetli olur. (İmâm-ı Rabbânî)
Açlık ve nefisle mücâhede, hârika ve kerâmeti (olağanüstü şeyleri) arttırır. Evliyânın sohbeti
ise, kalbe zikri yerleştirir. Sünnete (dînimizin emir ve yasaklarına)tâbi olmayı (uymayı)
kolaylaştırır. (Seyfeddîn Fârûkî)
İbâdet yapmaktan maksad; hem mücâhede yaparak, nefsi terbiye etmek, hem de kalbe ferahlık
getirmek, kalbi Allahü teâlaya bağlamak içindir. (Ali bin Emrullah)
Hevâ (nefsin arzu ve istekleri) ancak mücâhede ile azalıp yok olur. (Muhammed Hâdimî)
MÜCÂHİD
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allah yolunda din düşmanları ile çarpışan, cihâd eden.
Benim yolumda mücâhid kimse, benim uhdemdedir (zimmetimdedir). Rûhunu
kabzedersem onu Cennet'e vâris ederim. Memleketine döndürürsem sevâb veya ganâimle
(harpte alınan mallarla) döndürürüm. (Hadîs-i kudsî-Râmûz-ül-Ehâdîs)
Fîsebîlillah (Allah yolunda) mücâhid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli
ve bir senelik gece ibâdeti hak ederler. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)
Allah yolundaki bir mücâhidin hâli, gündüz oruç tutup gece ibâdet eden bir kimseye
benzer. Tâ ki dönünceye kadar. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)
Mücâhidlere ezâ vermekten Allah'tan korkun. Muhakkak ki Allah, peygamberlerine
ilişenlere gadab ettiği gibi, onlar için de gadab eder. Peygamberlerin duâsını kabûl buyurduğu
gibi, onların duâsını da kabûl buyurur. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)
İnsanların peygamberlik derecesine en yakın olanı âlim ve mücâhidlerdir. Âlimler,
peygamberlerin emirleri ile insanları irşâd ederler. Mücâhidler ise, peygamberlerin emri üzere
silâhlarıyla harbederler. (İmâm-ı Gazâlî)
Hiç kimseyi gıybet etmemeli, çekiştirmemeli, gıybet yapana mâni olmalıdır. Emr-i mârûfu ve
nehy-i münkeri, yâni nasîhati elden kaçırmamalıdır. Fakirlere, mücâhidlere, mal ile yardım
etmelidir. Hayır, hasenât yapmalıdır. Günâh işlemekten sakınmalıdır. (Muhammed Ma'sûm)