"

" Kelimesi için arama sonuçları
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTECÂB

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Makbûl, kabûl olunan, geri çevrilmeyen. Kişinin din kardeşi için gıyâbında (arkasından) yapılan duâ müstecâbdır. Başucunda âmin diyen bir melek bulunur. O kişi mü'min kardeşine hayır duâ ettikçe, melek; âmin, hayrın misli senin için de olsun der. (Hadîs-i şerîf-Sünen-i İbn-i Mâce) Duânın müstecâb olduğu zamanlar; Receb ayının birinci Cumâ gecesi olan Regâib gecesi, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berât gecesi ve günü, mübârek geceler, Cumâ günü, hatîb minberde iki hutbe arasında oturduğu vakitten namaz kılıncaya kadar, her gecenin son üçte birinde (seher vaktinde), ezân ve ikâmet okunurken, bilhassa hayyealelfelâh dedikten sonra, Allah yolunda cihâd ederken, her namazdan sonra, Kur'ân-ı kerîmi okuduktan sonra, her secdeden sonra, cemâat arasında, yağmur yağarken, Kâbe-i muazzamayı görünce, zemzem suyu içince yapılan duâ müstecâbdır. Musîbete uğrayanın o andaki duâsı da müstecabdır. (Kâdızâde Ahmed bin Muhammed Emîn Efendi ve İbn-i Cezerî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTE'CİR

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Ücret ödeyen. 1. Kirâcı. Âcir yâni mal sâhibi, müste'cirden günlük kirâyı her akşam isteyebilir. Kirâya verilen mal, müste'cire teslim edilince, emânet olup, müste'cirin elinde kasdsız telef olunca, ödemez. (Fetâvâ- yı Hindiyye) Hayvan, binmek ve yük taşımak için; elbise, giymek için kirâlanır. Şarta uymayıp, hayvan, ev ve elbise zarar görürse, müste'cir tazmîn eder, öder. Zarar vermeyen şeyleri şart ederse, yapmak lâzım olmaz. Meselâ evde iki üç kişi oturacak denirse, üç, beş de oturabilir. Hayvana, kamyona konacak eşyânın cinsi değil, ağırlık şart edilir. Fakat zararlı şey yüklenmez. Hayvanı, çekerek veya döğerek sakat ederse öder. (Fetâvâ-yı Hindiyye) 2. İşveren. San'at sâhibleri işçilik ücretini müste'cirden alıncaya kadar, eşyâyı vermeyebilir. Eşyâ telef olup, teslim edemezse ücret alamaz. (Fetâvâ-yı Hindiyye)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTEHAB

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Sevilen, beğenilen. Peygamber efendimizin bâzan âdet olarak yaptıkları; yapılınca sevâb verilen yapılmayınca günâh olmayan şeyler. Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz. (Muhammed Ma'sûm Fârûkî) Müstehabları hafif görmemelidir. Bunlar Allahü teâlânın sevdiği şeylerdir ve beğendikleridir. Eğer bütün dünyâyı vermekle beğendiği bir işin yapılabileceği bilinmiş olsa ve dünyâyı verip o iş yapılabilse çok kâr elde edilmiş olur ve birkaç saksı parçası verip kıymetli bir elması ele geçirmek gibi olur.Yâhut birkaç çakıl parçası verip, ölmüş bir sevgilinin rûhunu geriye getirmek, hayat kazandırmak gibidir. (İmâm-ı Rabbânî) Müstehab, Hak teâlâya dost eder ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya vesîledir. (Abdülhakîm-i Arvâsî) İmâmın, son sünneti, farz kıldığı yerde kılması mekruhtur (ibâdetin sevâbını giderir). Cemâatin kılması mekrûh değil ise de, başka yerlerde kılmaları müstehabdır. Müstehâbı yapmayanın namazı noksan olmaz; sevâbından mahrûm kalır. (Şernblâlî) Beş vakit namazı vakitleri girer girmez kılmalıdır. Yalnız yatsı namazını kış aylarında gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmek müstehabdır. (İmâm-ı Rabbânî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTEHLİK EVLİYÂ

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Nihâyete erdikten, maksada kavuştuktan sonra sebepler âlemine indirilmeyen, geri döndürülmeyen evliyâ. Kalbi hep Allahü teâlâya dönük olup, O'ndan başkası ile meşgul olmayan zâtlar. Müstehlik olan evliyânın peygamberlik makâmının kemâlâtından (üstünlüklerinden) haberi yoktur. Başkalarını kemâle getiremez (yetiştirip olgunlaştıramaz). (İmâm-ı Rabbânî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTEKAR

(İslami Terimler Sözlüğü) :
1. Karar kılınacak, yerleşilecek yer. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: O (cehennem) ne kötü bir müstekar ve kalınacak yerdir. (Furkân sûresi: 66) 2. Sâbit, hiç değişmeyen, yerleşmiş, değişmez. İslâmiyet, insanların mukadderâtını (işlerini) belli müstekar bir adâlet temeline bağlamış, diktatörlerin, zâlimlerin, câhillerin, şahıslar ve zümreleri kayıran veya ezen, birbirine uymayan ahkâm (hükümler) yapmalarına hâcet bırakmamıştır. Halkın mukadderâtını tesâdüfe, şansa değil, beyâza-siyaha ve doğuya-batıya yayılan eşit haklara, âdil hükümlere bağlamıştır. Fıkıh kitabları, her ilerlemedeki zorlukları çözen, her çağda huzûr ve seâdeti sağlayan ilâhî hükümleri bildirmektedir. (Abdülhakîm Arvâsî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTEKÎM

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Doğruluk üzere olan, doğru yolda yürüyen. Doğrulukla sıfatlanmış kimse. (Bkz. Sırât-ı Müstekîm ve İstikâmet) Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni. (Diyâr-ı Bekrli Saîd Paşa)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTE'MİN

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Eman dileyen, sığınan. Kendi memleketinden başka bir devletin topraklarına izinle giren kimse. Müste'min Kâfir: Müslüman bir memlekete onların izni ile giren müslüman olmayan kimse. Dâr-ül-İslâm'a (İslâm ülkesine) müste'min olarak gelen bir kâfir, burada yaşamakta olan bir zımmî gibi, yâni gayr-i müslim vatandaş gibi korkusuz yaşar. Onun haklarına mâlik olur. Müste'mine veya zımmîye olan borcunu ödemeyen müslüman hapsolunur. (İbn-i Âbidîn) Dâr-ül-İslâm'da bulunan müste'min kâfirin yalnız muâmelâttaki (İslâm hukûkunun alış-veriş, kirâ, şirketler, fâiz, mîrâs gibi hususlardaki) hükümlere uyması lâzımdır. İslâm memleketinde, müste'min ile de, müslümanlar ile yapılması câiz olan sözleşmeler yapılır. Alınması dînimizde lâzım olmayan malları alınamaz. Âdet olsa da, alınması yine câiz olmaz. Meselâ Meryem anayı ziyâret için Kudüs'e gelenlerden ve turistlerden ayakbastı parası veya başka isimlerle bir şey almak câiz olmaz. (İbn-i Âbidîn) Müste'min Müslüman: Dâr-ül-harbe (müslüman olmayanların ülkesine) onların izni ile giren müslüman. Dâr-ül-harbde bulunan bir müste'min müslümanın, kâfirlerin mallarını, onların rızâsı ile alması câizdir. Fakat, gadr, yâni sözünde durmamak, hıyânet etmek, her yerde haramdır. Gönül rızâsı ile malını almak, gadr değildir. Malına, canına, kadınına, kızına saldırmak gadr olur. Haram olur. Fakat, müslüman memleketinde bulunan müste'min kâfirin malını, gönül rızâsı ile olsa bile, câiz olmayacak yol ile almak gadr olur. Çünkü, İslâm memleketinde, şerîatin emirlerine uygun hareket edilir. (İbn-i Âbidîn)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜSTEŞRİK

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Doğu memleketlerini, din, dil ve târihleri başta olmak üzere her yönden araştırıp tesbite çalışan batılı ilim adamı. Garplı bilgin, oryantalist, şarkiyâtçı. Meşhûr İngiliz müsteşriki George Sale, Kur'ân-ı kerîmi İngilizce'ye tercüme ettiği eserinin önsözünde diyor ki: "Hicretten evvel, Medîne-i münevverede müslüman olmayan hiçbir ev kalmamıştı. Yâni Medîne'de her eve İslâmiyet girmişti. Eğer bir kimse; "İslâmiyet diğer memleketlere ancak kılıç kuvveti ile yayıldı diye bir iddiâda bulunursa; bu kuru bir suçlama ve cehâlettir. Çünkü İslâmiyet'i kabûl eden ve kılıcın ismini bile işitmeyen pekçok memleket vardır. Bunlar kalblere te'sir eden Kur'ân-ı kerîmi işitmekle müslüman olmuşlardır. (Harputlu İshâk Efendi)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜŞÂHEDÂT

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kalb gözüyle görmeler veya bu yolla görülen şeyler. Müşâhede kelimesinin çoğuludur. Ahvâl ve mevâcid (hâller ve kendinden geçme) ve müşâhedât ve tecelliyât (hakîkatlerin kalbe yerleşmesi) tasavvuf yolunun başlangıcında ve arada meydana gelir. (İmâm-ı Rabbânî) Dünyâda vâki olan müşâhedât tamâmen zıllere, gölgelere bağlıdır ve hayâl kaydından, bağından kurtulmuş değildir. (Muhammed Ma'sûm)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜŞÂHEDE

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Görme, anlama. Kalb gözü ile görme. Kalbde tevhîdin yâni tek olan Allah'a inanmanın bulunduğunun alâmeti; O'nunla berâber bir ikincisinin olmadığını her an müşâhede etmektir. (Ebüssü'ûd Ebü'l-Aşâir)