"mû
" Kelimesi için arama sonuçları
MÜŞÂHİN
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Müslümanların cemâatini terk eden, bid'at sâhibi, mezhebsiz kimse.
Allahü teâlâ, Şa'bân'ın (Şa'bân ayının) on beşinci gecesi (Berât gecesi) bütün kullarına
merhamet eder. Yalnız müşrik (Allahü teâlâya ortak koşanı) ve müşâhini affetmez. (Hadîs-i
şerîf-Taberânî)
MÜŞÂRATA
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Şartlaşma, sözleşme. Nefs muhâsebesinin (nefsi hesâba çekmenin) ilk basamağı olup, Allahü
teâlânın beğendiği işleri yapma, beğenmediklerinden sakınma ve âhirete hazırlanma husûsunda
nefsle sözleşme.
Din büyükleri, dünyânın bir pazar yeri gibi olduğunu ve burada, nefs ile alış-verişte
olduklarını anlamışlardır. Bu ticâretin kazancı Cennet'tir. Ziyânı (zarârı) da Cehennem'dir. Yâni
kârı, ebedî seâdet (kurtuluş), ziyânı da sonsuz felâkettir. Din büyükleri, nefslerini, ticâretteki
ortak yerine koymuşlardır. Ortak ile önce müşârata yapılır. Sonra, işlerine, sözünde durup
durmadığına dikkat edilir. Nihâyet hesâblaşılıp, hıyânet yapmışsa (sözünde durmamışsa)
mahkemeye verilir. Din büyükleri de, nefsleri ile müşârata edip şirket kurmuşlar, onu murâkabe
edip gözetmişler, hesâba çekmişler, cezâlandırmışlar, onunla uğraşmışlar ve onu azarlamışlardır.
(İmâm-ı Gazâlî)
MÜŞÂVERE
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimseler ile bir konu üzerinde konuşma, görüşme, danışma,
meşveret etme, görüşüne baş vurma. (Bkz. Meşveret)
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
... (Ey Resûlüm!) Eshâbın ile müşâvere et. Onlara danış. (Âl-i İmrân sûresi: 159)
İslâm halîfelerinin hepsinin müşâvirleri (her işte danışacakları kimseler), meclisleri, ilim
adamları vardı. Müşâvere etmeden bir şey yapmazlardı. (Muhammed Hâdimî)
Müşâvere yapılacak kişide şu beş şart bulunmalıdır: 1) Akıllı ve tecrübeli olmalıdır. 2) Dindar
ve takvâ sâhibi (Allahü teâlâdan korkarak haramlardan kaçan olmalıdır. 3) Nasîhat eden bir dost
olmalıdır. 4) Zihnini meşgul eden bir sıkıntısı olmamalıdır. 5) Kendisine danışılacak işte onu
ilgilendiren bir maksâdı ve onu etkileyecek bir arzu ve menfeat olmamalıdır. (Mâverdî)
Müslümanlığın çok mantıkî oluşu ve sâdeliği, câmilerin insanı kendine çeken câzibesi, bu
dîne mensûb olanların dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmaları, işlerde
müşâvere edip, insanlara dâimâ merhamet ve şefkat ile muâmelede bulunmaları, yoksullara
yardım etmeleri ilk defâ olarak kadınlara da mal sâhibi olma hakkını vermeleri gibi pekçok
şeyler, o zamâna göre yapılan en muazzam medenî inkılablar benim üzerimde çok büyük te'sirler
yaptı. (Donald Rockwell)
MÜŞEBBİHE
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allahü teâlâyı cisim ve varlıklara benzeten, Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı)
âyetleri görünen lugat mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının
olduğunu iddiâ eden bozuk fırka.
Müşebbihe bozuk yolunu ilk defâ ortaya çıkaran aslen bir yahûdî olan Abdullah bin
Sebe'dir.Hicrî birinci asrın başlarında yaşayan Hişâm bin Sâlim el-Cevâlikî ve Hişâm bin Hakem
gibi kimseler de müşebbihedendirler. Müşebbiheye göre; "Mâbûdları (ibâdet ettikleri tanrı)
cisimdir, sonu ve sınırı vardır. Uzunluk genişlik ve derinlik sâhibidir. O, parlak bir ışıktır. Her
tarafına ışık saçan yuvarlak bir inci misâli parlayan saf altın gibidir. Rengi, tadı, kokusu vardır.
Mâbûd bâzan hareket eder, bâzan hareketsiz durur. O, kendi karışıyla yedi karıştır." (Abdülkâhir
Bağdâdî)
Müşebbihe esasta ikiye ayrılır. Birincisi Allahü teâlânın zâtını insana benzetenlerdir. İkincisi
ise, Allahü teâlânın sıfatlarını insanların ve diğer yaratılmışların sıfatlarına benzetenlerdir.
(Şehristânî)
Kendilerine selefiyye adını veren ve bulundukları memleketlerdeki Ehl-i sünnet
(Peygamberimizin ve Eshâbının yolunda olan) din adamlarını her fırsatta kötüleyen kimseler,
bugün müşebbihe ve mücessimeye âit fikirleri benimsemekte ve yaymaya çalışmaktadır.
Kendilerine haşevî adı verilen, Allahü teâlâyı, yarattıklarına benzeten, madde ve cisim diyen
kâfirlerin büyük bir kısmı müşebbihe ve mücessimedirler. (Ebû Zühre, İbn-i Cevzî)
MÜŞEKKİK
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Bir cins içindeki ferdlerin hepsinde eşit miktârda bulunmayan sıfat, özellik.
İlim, âlimlerin bâzısında az, bâzısında çok olan bir sıfattır.Bu sebeple din bilgilerinde, ilmi en
çok olan âlime güvenilir. Akıl da ilim gibi müşekkik olup, insanlarda eşit olarak bulunmaz. Hiç
yanılmayan, hatâ etmeyen selîm akıl, peygamberlerde aleyhimüsselâm bulunur. Peygamberlerin
akıllarına yakın olan akıllar, Eshâb-ı kirâmın (Peygamberimizin arkadaşlarının), Tâbiîn'in
(Eshâb-ı kirâmı görenlerin), Tebe-i tâbiîn (Tâbiîn'i görenlerin) ve diğer din büyüklerinin
akıllarıdır. (Abdülhakîm Arvâsî)
MÜŞFİK
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Şefkatli, merhametli, acıyan.
Merhametli ve müşfik bir rehber olmadıkça, çocuk, ilim ve ahlâk edinemez, yükselemez. İyi
rehber, yâni ilim ve ahlâk sunan zât, çocuğu felâketten kurtarıp, seâdete kavuşturur. (İmâm-ı
Gazâlî)
Hoca müşfik ve mâhir; talebe zekî ve çalışkan olursa öğrenilmeyecek bir mes'ele yoktur.
(Abdülhakîm Arvâsî)
Müşfik ve şefkatli rehber yâni mürşid, talebesini alçak dünyâ için kızıp azarlamaz. Onların
azarlamaları dünyâ için değildir. Zîrâ dünyânın, onların yanında sivrisinek kadar kıymeti yoktur.
(Abdülmecîd Şirvânî)
MÜŞRİK
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allahü teâlâya şirk (ortak) koşan. Allahü teâlâyı mâbûd bildiği hâlde put veya benzeri şeyleri
de ilâh, tanrı edinen. (Bkz. Şirk)
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Mekke kâfirleri, Muhammed ölecek, O'ndan kurtulacağız diyorlardı. Allahü teâlâ da evet
sen öleceksin. Fakat, o müşrikler de, elbette ölecekler. Kendileri elbet ölecek olan kimselerin,
başkasının ölümünü beklemeleri, açık bir câhilliktir. (Zümer sûresi: 30)
Müşriklerin kendileri değil, îtikâdları ve kalbleri pistir. Îtikâdları düzelirse, kendileri de temiz
olur. (İmâm-ı Rabbânî)
Müşrik, Hak teâlâdan başkasının ibâdetine tutulmuştur. (Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî)
MÜŞTEBEH
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Şübheli olan şey.
Helâl meydandadır. Haram meydandadır. Müştebeh olanlar ikisi arasındadır.Kıyâmete
kadar böyledir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
Herkese önce lâzım olan şey, Ehl-i sünnet vel-cemâat âlimlerinin anladıklarına ve
bildirdiklerine uygun olarak îtikâdı düzeltmektir. Îmânı düzelttikten sonra farzları, vâcibleri,
sünnetleri, müstehâbları, haramı, helâli, mekrûhu ve müştebehi öğrenmek ve fıkıh (ilmihâl)
bilgilerine göre amel etmek lâzımdır. (İmâm-ı Rabbânî)
MÜŞTERÎ
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Satın alan.
Bir malı satan ile müşteri arasında anlaşılan değere malın bedeli, fiyatı denir. (Ali Haydar
Efendi)
Satış sözleşmesi tamam olunca, mebî (satılan mal) müşterinin mülkü olur. (Alâüddîn Haskefî)
Müşteri, satın aldığı bir şeyin kusûrunu düzeltse, geri vermek hakkı kalmaz. Satın alınan bir
hayvana binmek, kabûl etmek demektir. (İbn-i Âbidîn)
MÜTÂBE'AT
(İslami Terimler Sözlüğü) :
Tâbi olmak, uymak.
İki cihân seâdetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünyâ ve âhiretin efendisi olan Muhammed
aleyhisselâma mütâbeat iledir. O'na mütâbeat için, îmân etmek ve ahkâm-ı İslâmiyyeyi
(İslâmiyet'in emir ve yasaklarını) öğrenmek ve yapmak lâzımdır. (İmâm-ı Rabbânî)
Resûlullah'a mütâbeat; dînimizin emir ve yasaklarına uymak ve kâfirlik âdetlerini terketmekle
olur. (İmâm-ı Rabbânî)
Resûlullah'a mütâbeat niyyetiyle gün ortasındaki uyku (kaylûle); mütâbeatla olmayan çetin
riyâzet ve şiddetli mücâhedelerden üstündür. (İmâm-ı Rabbânî)
Resûlullah'a mütâbeat olmadıkça kurtuluş muhâldir (imkânsızdır). (Sa'dî-i Şîrâzî)