"

" Kelimesi için arama sonuçları
İslami Terimler Sözlüğü

MÜT'A NİKÂHI

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Şâhidsiz olarak bir kadına belli miktarda para verip, belli bir zaman için berâber yaşamağı sözleşmek. Ey müslümanlar! Kadınlar ile müt'a nikâhı yapmanıza izin vermiştim. Fakat şimdi bunu, Allahü teâlâ harâm etti. Kimin yanında böyle kadın varsa, onu salıversin ve ona verdiği malı geri almasın! (Hadîs-i şerîf-Müslim, İbn-i Mâce) Müt'a nikâhı, dört mezhebde (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) de harâmdır. (Abdülvehhâb-ı Şa'rânî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTASARRIFA

(İslami Terimler Sözlüğü) :
İnsandaki görünmeyen his organlarının beşincisi; his organları vâsıtası ile elde edilen duyuları ve mânâları karşılaştırıp, yeni mânâlar elde etmeye yarayan kuvvet. İnsandaki görünmeyen his organları beştir:Birincisi hiss-i müşterek; his organlarından beyindeki duygu merkezlerine gelen hâricî te'sirlerin hepsi, burada toplanır. İkincisi, hayâldir. Hiss-i müşterekte toplanıp anlaşılan, his edilen şeyler burada saklanır. Üçüncüsü vâhimedir. Meselâ düşmanlık, korku gibi, hissedilenler burada saklanır. Dördüncü kuvvet hâfızadır. Vâhimenin anladığı mânâları saklar. Beşincisi mütasarrıfadır. (Ali bin Emrullah)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEAHHİRÎN

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Sonra gelenler. Kelâm ilminde İmâm-ı Gazâlî ile, diğer İslâmî ilimlerde Şems-ül-Eimme Hulvânî ile başlayıp onlardan sonra gelen âlimler. Hanefî ve Hanbelî mezheblerinde, ücret ile ezân okutmak, imâm tutmak, Kur'ân-ı kerîm öğretmek, din dersi öğretmek câiz değildir. Müteahhirîn din âlimleri, Kur'ân-ı kerîm ve din dersi öğretmek ve ezân, imâmlık için para ile adam tutmak câiz olur dedi. Bunlara sözleşilen ücretin verilmesi lâzım olur. Aslında ücret ile ibâdet yaptırmak câiz değildir. Ancak son zamanlarda, dinde gevşeklik olduğundan, Kur'ân-ı kerîm ve din bilgilerinin unutulmaması, imâmlığın ve müezzinliğin yapılabilmesi için ücretle yaptırılması zarûret hâline gelmiştir. (İbn-i Âbidîn)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTE'ÂL (El-Müte'âl)

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Düşünülebilen, akla gelen, hayâl edilebilen her şeyden başka bunlardan pâk, temiz ve yüce olan. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: (Allahü teâlâ) görünmeyeni de görüneni de bilir. Büyüktür, Müte'âl'dir. (Ra'd sûresi: 9) El-Müte'âl ism-i şerîfini söyliyenin hâli düzelir, derecesi yükselir. (Yûsuf Nebhânî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEASSIB

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Taassub eden; yanlış bir şeyi müdâfaada körü körüne inât ve ısrâr eden, haksız yere düşmanlık eden. Müteassıb papazlar olmasaydı, hıristiyanların hepsi müslüman olurdu. (İmâm-ı Birgivî) Mektebde okurken, bize müslümanların vahşî, hele Türklerin büsbütün müteassıb ve gaddar olduğu öğretilmişti. Hâlbuki hayâtımın en güzel günleri İstanbul'da geçti. Kendileri ile temas ettiğimiz müslümanlar, son derece nâzik, kibar ve medenî insanlardı. Ancak bizi asıl şaşırtan; Türklerin Îsâ aleyhisselâmdan nefret etmemeleri ve ona da bir peygamber olarak inanmaları oldu. Bizim âyinlerimize müdâhale etmiyor, ibâdetlerimizle alay etmiyorlardı. Bize bir insan olarak hürmet ediyorlar, bizim müslümanları şeytana uymuş Allah'sızlar olarak görmemize mukâbil, onlar dînimize karşı en ufak bir fenâ kelime bile kullanmıyorlardı. Evet müteassıb olan bizdik. (Georgina Max Müller)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEAYYİN

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Teayyün eden. Belli, âşikâr ve meydanda olan. (Bkz. Teayyün)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEHASSIS

(İslami Terimler Sözlüğü) :
İhtisas sâhibi, uzman. Bir işin hakîkatini, iç yüzünü çok iyi bilen, bir ilim dalında veya meslekte mâhir olan. Evliyâ, kalb, rûh mütehassısları olup, herkesin bünyesine ve hastalığına ve zamânının zulmetine ve fesâdına (bozukluğuna) uygun olarak rûhun ilâclarını hadîs-i şerîflerden seçerek söylemişler ve yazmışlardır. (Sarı Abdullah Efendi) İslâm bilgilerinin ve tasavvuf bilgilerinin mütehassısı Seyyid Abdülhakîm Efendi; "Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs kitâblarından sonra İslâm kitâblarının en üstünü İmâm-ı Rabbânî'nin, Mektûbâtıdır" ve "İslâm âleminde İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbâtı kadar kıymetli bir kitab daha yazılmamıştır" buyurdu. (M. Sıddîk Gümüş)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEKADDİMÎN

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Önce gelenler; kelâm ilminde, İmâm-ı Gazâlî'ye, fıkıh ilminde Şems-ül-Eimme Hulvânî'ye kadar gelen İslâm âlimleri. Mütekaddimîn âlimlerine göre, Kur'ân-ı kerîm ve din dersi öğretmek ve ezân, imâmlık için para ile adam tutmak câiz değildir. Dînen uygun değildir. Fakat müteahhirîn (sonradan gelen din âlimleri) ise câiz olur, dedi. Çünkü, son zamanlarda, dinde gevşeklik olduğundan, Kur'ân-ı kerîmin ve din bilgilerinin unutulmaması ve imâmlığın yapılabilmesi için bunların ücret ile yaptırılması zarûret hâline gelmiştir. Fakat bu fetvâ bütün ibâdetlerin ücretle yapılabileceğini göstermez. Yalnız saydıklarımız zarûret olup, mezhebin aslından dışarıda bırakılmaktadır. Hâfızlara ücretle Kur'ân-ı kerîm okutmak, zarûret olmadığı için, câiz değildir. Büyük âlim Tâc- üş-şerîa, Hidâye şerhinde (açıklamasında) diyor ki: "Ücret ile okunan Kur'ân-ı kerîmden, ne ölüye, ne de okuyana sevâb hâsıl olmaz." Aynî, Hidâye şerhinde diyor ki: "Hâfızlar, para için, mal için okumamalıdır. Hâfız da, parayı veren de günâha girer." Câiz olmayan; ücretle Kur'ân-ı kerîm öğretmek değil, ücretle Kur'ân-ı kerîm okumak veya okutmaktır. Bu iki husus birbirine karıştırılmamalıdır. (İbn-i Âbidîn)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEKÂMİL

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kemâle erişmiş, olgun, üstün. İslâm dîni dünyânın en mütekâmil, en mantıkî ve en son dîni olduğundan, onun hakkında bir kitap yazabilmek için, yazanın yüksek tahsilli yâni ilim sâhibi olması, Arabî, Fârisî ve bir ecnebî lisânı bilmesi, en yeni tabiî ve fennî bilgiler yanında İslâm ilimleri ile de mücehhez (donanmış) olması lâzımdır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
İslami Terimler Sözlüğü

MÜTEKELLİMÎN

(İslami Terimler Sözlüğü) :
Kelâm âlimleri. İslâm dîninin îmân bilgilerini, naklî (dînî) ve aklî delillerle îzâh eden, açıklayıp isbatlayan büyük âlimler. Resûlullah efendimizden sallallahü aleyhi ve sellem ve Sahâbe-i kirâmdan (Peygamberimizin arkadaşları) sonra, fitneler (karışıklıklar) ve bid'atler (sapıklıklar) çoğaldı. Îmân bilgilerini ve fıkıh (amel) bilgilerini bildirmek vazîfesi din imâmlarına yâni müctehidlere verildi. Bu müctehîdlerden (yüksek din âlimlerinden) îmânı bildirenlere mütekellimîn, fıkhı bildirenlere fukahâ denildi. (Seyyid Abdülhakîm) Mütekellimîn; dînî akîdelerin (îmân esaslarının) isbâtı için gerekli olan naklî (dînî) ve aklî delîlleri bildirirler ve şüphelerin giderilmesine çalışırlar. (Taşköprüzâde) İmâm-ı a'zâm Ebû Hanîfe, Ebü'l-Hasen el-Eş'arî, Ebû Mansûr Mâtürîdî, İmâm-ı Gazâlî, Fahreddîn-i Râzî gibi âlimler mütekellimînden olup, Ehl-i sünnet ve cemâat îtikâdını (inancını), sapık ve bid'at ehli kimselere ve kendilerine İslâm filozofu adı veren kimselere karşı müdâfaa etmişlerdir. (Seâdet-i Ebediyye)