"Toplumculuk.
" Kelimesi için arama sonuçları
Toplumculuk. (İsim)
(Felsefe Sözlüğü) :
(Os. Sosyalizm, Fr. Socialisme, Al. Socialismus, İng. Socialism, İt. Socialismo). İnsanın en yetkin gelişmesini sağlayacak üretim biçimi... İnsan denilen varlığın en yetkin gelişmesini ve böylelikle de mutluluğunu sağlamak düşüncesi, insanın bir toprak parçasına bağlanmasıyle başlamaktadır. Göçebe toplulukların toplumsal sorunları yoktu, birbirleriyle değil doğayla çekişirlerdi. Doğanın ezici baskısı altında tutunmaya çalışarak kardeşçe yaşıyorlardı. Güçlerini, birbirlerine karşı kullanmazlar, doğayla savaşmak için birleştirirlerdi. Boşuna harcanmayan insansal güç, insan kişiliğini en yetkin ve tam bir biçimde geliştirmekteydi. Bilgi, en uygun doğrultuda, doğadan korunma ve doğayı yenme yolunda ilerliyordu. Bu mutlu gelişmenin belli bir aşamasında içlerinden küçük bir azınlık önce bir toprak parçasına, sonra üretim araçlarına sahip çıktılar. Eşitlik ve özgürlük böylelikle bozuldu ve insanoğlu doğayla savaşacağı yerde birbiriyle savaşmaya başladı. Artık, tarih boyunca, çıkarlar çatışacak, güçlülerle güçsüzler çarpışacak, toplumsal sorunlar tartışılacaktı. İnasn kişiliği için en uygun gelişme doğrultusunu yeniden sağlamaya çalışan düşünce akımları, toplumculuk (sosyalizm) genel adı altında toplanırlar... Toplumculuk, tarih boyunca, iki evreden geçmiştir: Düşçü toplumculuk, bilimsel toplumculuk... İnsan gelişmesini engelleyen toplumsal düzensizliğe karşı zorunlu bir tepki olarak beliren düşçü, ütopyacı ya da ülküsü toplumculuk salt düşünsel (spekülatif) bir çabanın ürünüdür. Düşünürler, genel tedirginliğe karşı zorunlu olarak yeni bir düzen düşlemekteydiler. Bu düşlerden ilkini antik çağ Yunan düşünürü Platon (İ.Ö. 427-347) kurmuştur. Palton, Devlet adlı yapıtında işbölümüne dayanan yeni bir toplum örgütü önermektedir. Toplum yöneticiler, dövüşçüler ve üreticiler olmak üzere üç sınıfa ayrılacak; ilk iki sınıfta aile ve özel mülkiyet kurumları bulunmayacaktır. Platon, aile ve özel mülkiyetin iyi yönetmeye ve iyi döüşmeye engel dolduğu kanısındadır. Platon'dan sonra düşçü tüplumculuğa ütopyacılık adını verdiren İngiliz düşünürü Thomas More (1478-1535), hiç bir yerde bulunmayan anlamına gelen Ütopya adlı yapıtını yazmıştır. Thomas More, insan kötülüklerinin tek nedenini özel mülkiyette bulmaktadır. Ütopya düzeninin yasaları insan eşitliği, mal ortaklığı, özel mülkiyetin yasaklanması ve dinsel hoşgörüdürl. Thomas More'un Ütopya'sını Francis Bacon'ın (1561-1625) Yeni Atlantis'i, Thomas Campenella'nın (1568-1639) Güneş Ülkesi, Valantin Andera'nın (1600-1654), Heywood'un Altın Çağ'ı (1611), Winstanley'in Devletin Yeniden Kuruluşu (1652), Herrington'un Oceana'sı (1656), GAbriel Foigny'nin Jaques Sadeur'ün Serüvenleri (1679), Vairasse'ın Severanbe Tarihi (1682), Morelly'nin Basiliade'ı (1745), Gabriel Mably'nin Kentteşlerin Hukuk ve Görevleri (1765), Etienne Cabet'nin Icare'ye Yolculuk'u (1842) kovalamıştır. Bütün bu yapıtlar mal ortaklığı ve insan eşitliği temeline dayanan yeni örgütler düşlemektedirler. Bu romanımsı tasarıların yanında ve gene salt düşünsel alanda olmak üzere Jean-Jacques Rousseau (1712-1778), Gracchus Babeuf (1760-1797), Charles Fourier (1772-1737), Saint Simon (1760-1815), Simon de Sismondi (1773-1842), Pierre Leroux (1796-1871), Robert Owen (1771-1858), Louis Blanc (1813-1882), Rodbertus (1805-1875), Mikhail Bakunin (1814-1876), Blanqui (1805-1881), Ferdinand Lasalle (1825-1864), Joseph Proudhon (1809-1856)un çeşitli yapıtları ve denemeleri düşçü toplumculuğun en ünlü örnekleridir. Bütün bu yazar ve düşünürler yeni bir toplumsal düzen gereğini savunmuşlar, zaman zaman olağanüstü buluşlarla gerçeğe yaklaşmışlar,ne var ki toplumculuğu bilimsel deney ve gözlemlere dayanan bilimsel temeline oturtamamışlardır. Düşçü toplumculuk, bilimsel toplumculuğa geçmek için zorunlu bir evredir. Bilimsel toplumculuğun kurucularından Friedrich Engels (1820-1895) bu zorunluğu şöyle belirtmektedir: "Tam gelişmeye ulaşmamış ekonomik koşullara bağlı bulunan toplumsal sorunların çözümleri, salt düşünce ve hayal gücüyle insan kafasında beliriyordu. Toplum, alışılmış davranışlara aykırı davranışlar göstermekteydi. Öyleyse düzenin yeniden kurulması gerekliydi. Yeni ve kusursuztoplumsal bir sistem kurulması gerekiyordu. Bu sistemi propaganda yoluyle to4pluma kabul ettirmek ve gerektiğinde örnekler göstermek zorunluydu. Demek ki bu yeni sistemler birer ütopya olmak zorundaydılar. Ayrıntılarına inildiği ölçüde de fantastik sistemler haline dönüşüyorlardı"... Bilimsel toplumculuk, Karl Marx'la (1818-1883) Friedrich Engels (1820-1895)in ortak bir çalışmayla kurdukları diyalektik ve tarihsel özdekçilik öğretisine dayanır ve emeğin gittikçe toplumsallaşmasına karşı üretim araçları üstündeki mülkiyetin gittikçe bireyselleşmesi çelişmesini taşıyan anamalcılık düzeni aşılarak gerçekleşir. Üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki bu çelişme, toplumculuğa dönüşümü zorunlu kılmaktadır. İnsanlık, köstekleyici çelişmenin ortadan kalkmasıyle yeni bir hız ve güçle gelişmeye başlayacaktır. Bir insanın bireysel gelişmesi ancak bütün insanlığın ntoplumsal gelişmesiyle mümkündür. Tarihsel süreçte köleci üretim düzeni sadece köle sahiplerini, feodal üretim düzeni sadece toprak sahiplerini, anamalcı üretim düzeni sadece üretim araçları sahiplerini geliştirmiştir. İnsanlığın gelişmesi bu yüzden çok sınırlı ve kısır kalmıştır. Ne var ki belli bir gelişme süreceinde insanlık bu sınırlı ve kısır evrelerden geçmek zorundaydı. Bu zorunluk, anamalcı üretimin çelişmelerinin keskinleşmesiyle toplumculuğa dönüşümü de içerir. Bu çelişmenin asılması, üretim araçlarının topluma mal ledilmesiyle gerçekleşir. Bu, genel olarak mülkiyetin ortadan kalkmasını değil, tam tersine, genel olarak mülkiyetin gerçekleşebilmesi için sadece mülkiyetin anamalcı üretime özgü biçiminin, üretim araçları üstündeki özel mülkiyetin ortadan kalkmasını gerektirir. Nitekim feodal düzen köleci üretim düzenine özgü köle mülkiyetini, anamalcı düzen feodal üretim biçimine özgü toprak mülkiyetini ortadan kaldırmakla gerçekleşmiştir. Bu süreç, toplumun nesnel yasalarla gelişmesi sonucu olarak zorunlu bir süreçtir. Tarihsel süreçte birbirlerini izlemiş olan bütün bu sosyo-ekonomik toplum biçimlenmeleri kendi yasalarını da birlikte oluşturmuşlardır, ne var ki her toplum biçiminin özel yasaları toplumsal evrimin genel yasasıyle bağımlıdır. Bu genel yasa da üretim güçleriyle üretim ilişkilerinin uygunluğu yasadır. Belli bir sosyo-ekonomik formasyon bu uyğunluğun sürdüğü sürece gelişebilir, bu uygunluk bozulmkala gelişme durur ve dönüşüm zorunlu olur. Toplumcu üretim düzeni, üretim araçları üstündeki özel mülkiyetin yerine toplumsal mülkiyeti, anamalcının kâr amacının yerine, insanların ihtiyaçlarının karşılanması amacını, fiyat mekanizmasının yerine plan mekanizmasını koyar. Üretim, bütünüyle, anamalcının geleceğine değil, insanlığın geleceğine yönelir. Bilim ve kültür çok büyük bir hızla gelişir. Nedenleri ortadan kalkacağı için savaşlar, israflar ve bunlara bağlı birçok kötülükler de ortadan kalkar. Birey olarak insan özgür gelişme olanaklarına kavuşur. Makinelerin anamalcı üretim özgü kullanma biçimi de ortadan kalkar; makineler insan emeğine rekabet etmek ve anamalcıya böylelikle daha fazla kâr sağlamak için değil, insanların kültürel uğraşılarına ve gerçek dinlenmelerine daha fazla zaman bırakmak için kullanılır, insanca olmayan kaba işler makinelere gördürülür. Bütün bunların sonunda insanlık öncesi çağı aşılır ve gerçek insanlık çağı başlar. bkz. Tarihsel Özdekçilik, Toplum, Anamalcılık, Sağcı Toplumculuk.